KİŞİSEL GELİŞİM

 


Kendinizi İddalı Biri Olmaya İkna Edin
 
Onları diğerlerine eşit ve değerli olduklarını düşündüren şey nedir? “Kimlikleri” elbette; yani kendilerini algılayış biçimleri. Geçmişimiz, yetiştirilme tarzımız, genetik kodlarımız ya da eğitimimiz ne olursa olsun, hepimiz kimliğimizi değiştirebiliriz.
 
Kimliği biçimlendirmenin temel bileşenlerinden birisi iç konuşmalardır. İç konuşma, kaydedilmiş bant kayıtları gibi zihnimizde sürekli tekrarlanan mesajlardır. Bir an için bunun anlamını düşünün. Aşağıdaki durumları yaşadığınızda kendi kendinize ne diyorsunuz?
 
Hata yaptığınızda (“Hay Allah, salağın tekiyim ben” mi “Bunu yapabilirim” mi?) Zor bir işin üstesinden geldiğinizde (“Vay, amma da şanslıyım” ya da “Çok zekiyim, çok”) Övgü aldığınızda (“İndirimden aldığım eski bir gömlek sadece” ya da “Ya evet, ben de seviyorum”) Başarısız olduğunuzda ( “Bunu yapmayı asla başaramıyacağım” ya da “Hımm, bu işe yaramadı –başka nasıl yapılabilir acaba?”)
 
 
İnsanlar özgüvenlerini kendilerine başarıyı içselleştiren mesajlar (Heyoo, başardım! Bu bende yetenek olduğunu gösteriyor) ile başarısızlığı dışsallaştıran (Kişisel bir şey değil, sadece kötü gününde) mesajlar yollayarak oluştururlar. Özgüvenimizi olumlu ya da olumsuz anlamda kimliğimizi doğrulayan iç konuşmalarımızla pekiştiririz.
 
 
“Benim neyim eksik ki?” görüşünü geliştirmek, iç konuşmanızı etkin biçimde yönetmenizle başlar. İç mesajlarınıza dikkat edin. Olumsuzlarsa, değiştirin ve yerlerine olumlu olanları koyun. Bu mesajları önce yüksek sesle söyleyin, sonra da zihninizde tekrarlayın. O eski ve yararsız mesajların yerini alıp yeni kimliğinizin parçası olana kadar bu mesajları tekrarlayın. Eski alışkanlıkları değiştirmek yaklaşık sekiz haftalık etkin uğraşı gerektirir; bu nedenle aksatmadan bu süreye uyun. Sonuçta, onlarca yılda yerleşmiş bir süreci tersine döndürmeye çalıştığınızı unutmayın.
 
 
Kendinizle yaptığınız konuşmaları etkin biçimde denetim altına almanız kendiniz hakkında sahip olduğunuz inançları değiştirecektir. Dahası, inançlar edimleri etkilediğinden, davranışlarınızın da değiştiğini göreceksiniz. Daha güvenli olacak ve diğerleriyle denkliğiniz konusunda daha “eşitlikçi” bir görüş edineceksiniz.
 
 
Kendiniz ve fikirleriniz konusunda güven duygunuzun arttığını hissettiğinizde, kendinizi daha etkin ve iddialı biçimde ifade etmenize yardımcı olacak bazı yetenekler geliştirmeniz gerekir.
 
İddialı insanlar görüşlerinin duyulduğu duygusuna sahiptir, çünkü güç mesajları karşılarındakilerin kişilik zırhlarını kuşanmalarını gerektirmeyecek biçimde iletebilirler. Bunu yapmak biraz pratik gerektirir, ama hiç de zor değildir. İddialı kişileri bunu yaparken tarafsız bir dil ile “Ben” dili karışımını kullanırlar.
 
İşte iddialı iletişim için size basit bir reçete:
 
Bir seferde sadece tek bir konuyu ele alın. Karşınızdakini yaralama ya da lafı ağzına tıkayıp zafer kazanma arzunuzu bastırın. “Sen” dili yerine “Ben” dilini kullanın. Dilinizi “Hep” ya da “asla” gibi sözcükler dahil, kışkırtıcı ya da duygusal ifadelerden arındırın. Kişiye değil, olaya ya da davranışa odaklanın. Fark ettiğiniz ya da doğru bildiğiniz konular hakkında konuşun. Davranışın siz dahil insanlar üzerindeki somut ve soyut etkilerini açıklayın. Gerçekleşmesinden hoşnut olacağınız şeyleri ifade edin. Dinleyin ve karşınızdakilere temel ölçüde saygı gösterin
 
Olumlu iç konuşma ve iddialı iletişim becerilerini birlikte kullanabilirseniz düşlerinizi gerçekleştirme ve ilişkilerinizi geliştirme yolunda ilerlemeye başlarsınız.
 
 
Unutmayın, başarısızlık sadece işe yaramayan yöntemlerden biridir, öyleyse kaybedecek neyiniz var ki?
 
 
Alana BillinghamLiderlik Becerileri Eğitmeni
 

KİŞİSEL GELİŞİM KONUSUNDA KARARLI BİRİNİN DÜŞÜNCELERİ
!!!!!!!
1. Bir daha kendimi cezalandırmayacağım, kandırmayacağım yada kendimden fedakarlık etmeyeceğim… Tabii eğer işimden kovulmaya hazırsam...
2. İyi bir günah keçisi bulmak soruna çözüm bulmak demektir.
3. Suçluluk duygularımdan kurtulmam gerek…böylece içimdeki sosyopat ile bağlantıya geçebilirim.
4. Hayal gücümü istediğim yöne çevirecek güce sahibim… Aşırı derecede şüphecilik ve paranoya geliştirebilirim
5. Bu gün bütün tecrübelerimi ve önerilerimi paylaşmaya hazırım… sonuçta "Sana demiştim" demekten daha hoş bir kelime yok.
6. Sessizlik içinde acı çekmek zorunda değilim… aksine şikayet edebilirim, mızmızlanabilirim ve ağlayabilirim.
7. Çevremdeki insanların sırlarını paylaşmam gerek… böylece çenemi kapatmam için bana sürekli hediye verirler.
8. Bütün davranışlarımın sorumluluğunu tam olarak üstleneceğim… başkalarının suçu hariç
9. Karakterimdeki bütün eksiklikleri onurlandıracağım... Onlar olmasaydı karakterim hiç olmazdı ki.
10. Birisi bana zarar verdiğinde affetmem gerek…Mahkemeye vermekten daha ucuz ama onun kadar zevkli değil.
11. İlk adım kendim hakkında güzel sözler söylemek. İkincisi kendim için güzel şeyler yapmak. Üçüncüsü ise bana güzel şeyler alacak birisini bulmak
12. Bugün oturma odamda oturup televizyon seyretmeyeceğim… Onun yerine televizyonu yatak odama götüreceğim.
13. Kendi problemlerim için kim suçlanabilir ki? Bana bir iki dakika ver…Birisini bulacağım
14. Niye geçmişteki problemler için zamanımı harcayayım… Gelecek için endişelenmek varken…
15. Her gün yaşamda gülecek bir şeyler bulacağım… Başka insanlara bakarak…
16. Kendime hata yapma izni vermeye hazırım….Eğer birileri bu hatalardan bir şeyler öğrenecek ise...
 

Özgüven Nedir? Neye Denir?
Özgüven nedir? Bireyin kendisinden memnun olması, kendi çevresiyle barışık yaşaması demektir. Başka bir tarif de Melody Beattıe’nin “Bağımdaşlığa Son” kitabındaki gibi;
“Nasıl görünüyorlar?
Ne kadar para kazanıyor?
Kimleri tanıyorlar?
Ne çeşit araba kullanıyorlar?
Ne tür işte çalışıyorlar?
Çocukları ne kadar başarılı?
Eşleri ne kadar önemli, güçlü ya da güzel?
Kaç diploması var?
Başkalarının gözünde ne kadar başarılı?

Tüm bu saydığım şeylerden doyum ve zevk almakta bir sakınca yok. Ama bunların hiç biri özgüven sağlamaz. Özgüven bu şeyler kaybedildiğinde geride kalandır.”
Özgüven doğuştan sahip olduğumuz bir duygu değildir. Sonradan edinilen bir kavramdır. Çocukluğumuzda büyüklerimizin bize davranış biçimleri bu duygumuzu iyi veya kötü yönlendirir.
Büyüklerimizden gördüğümüz sevgi, yakınlık ve ilgi çok önemlidir. Fikirlerimize ne kadar değer verildiği, önemsendiği, güven duyulduğu ile ilgilidir. Çocukken hangimize sorumluluk verilmişti. İyi bir şeyler yaptığımızda ne kadar ödüllendirildik. Yaptığımız hatalar ne kadar hoş görülmüştü. İşte bunlar özgüven duymamıza neden olur.
Çocuğa sorumluluk vererek büyütmek çok güzel ama fazlası da zarar veriyor. Benim çocukluğum ve gençliğim farklı geçti. Çok fazla sorumluluk verildi. Tülay her şeyin en iyisini yapar diye büyütüldüm. O yıllarda bu harika bir duyguydu. Kendime güvenimin oluşmasında çok yardımcı olmuştu. Ama yıllar ilerleyince çevremin benden beklediği akıllı uslu ve her şeyi en iyi şekilde yapan imajını zedelememek için hata yapmamam gerektiğini düşünerek yıllarımı geçirdiğimi fark ettim. Oysaki hata yapmasını da bilmem gerekliydi. Özgüven harika bir şey ama fazlası da zarar verir.
Özgüveni olmayan kişi kendinden şüphe duyar. Kendine güveni yetersizdir. Sevilmediğini düşünür, yalnızlık hisseder, eleştirilere karşı alıngandır. Başarısızlıktan çok korkar ve çok sık hayal kırıklığı yaşar.
Görüldüğü gibi hayatımızda sevginin yeri çok önemli. Hiçbir maliyeti yok. Üstelik de bedava
Özgüven eksikliğinin nedenlerini sıralamak gerekirse:
Çok yakın birinin ölümü
Anne babanın boşanması
Başarısızlığın üzerinde çok durma ve bu durumu büyütmek
Kendini acımasız bir şekilde eleştirmek
Gerçekçi olmayan hedefler belirleyip ve bunlara ulaşamayınca mutsuz olmak
Başarısızlık korkusu
Hata yapma hakkını kendinde görmemek
Özgüvene sahip olmak için yapılması gerekenler ise;
Risk almak ve cesur olmak gerekli
Kendini sevmek
Kendini tanımak
Hedef koymak
Pozitif düşünmek
İyi bir iletişim
Duyguları kontrol etmek
Fikirlerinizi savunun
Kendini iyi ifade edebilmek
Kendinizi ödüllendirebilmek
Güçlü tarafları ön plana çıkarmak
Çevresine hayır demeyi bilmek
Her an öğrenerek
Hobiler geliştirerek
Değişimi kabullenmek
Şimdi düşüneceksiniz ki bunların hepsi yuvarlak laflar ben bunları nasıl başaracağım. Çok haklısınız. Ama zaten benim bütün yazılarım hep bu duyguları ele alan yazılar. Sürekli her birini yazıyorum. En önemlisi kendimize güven, yapabileceklerimizi bilmek ve üzerine gitmek.
“Ben de kartal olmak istiyorum”
Bir çiftçi, yerde bulduğu bir kartal yumurtasını, tavuk yumurtası sanarak çiftliğine götürmüş. Kuluçkaya yatan tavuğun altına koymuş. Tavuk, kartal yumurtasını da kendi yumurtası sanarak kuluçka döneminde koruyucu kanatları altında tutmuş. Civcivler ve kartal yavrusu yumurtadan çıkmış. Kartal yavrusu, tavukların ve civcivlerin davranışlarını taklit ederek kanat çırpmış, eşinmiş, darı tanelerini ve solucanları yemiş. Kendisinin bir tavuk olmadığını düşünmek aklına bile gelmemiş. Bir gün küçük kartal gökyüzünde uçan kocaman bir kuş görmüş. Bu olağanüstü yaratığa hayranlıkla bakmış. En yakınındaki tavuğa bu kuşun ne olduğunu sormuş. Ona “kartal” derler yanıtını almış. “Ben de kartal olmak istiyorum” demiş küçük kartal. “Saçmalama” demiş tavuk ve devam etmiş:
“Haddini bil. Sen asla kartal olamazsın. Sen bir tavuksun. Bunu kabul et.” Küçük kartal boynunu eğerek, toprağı eşelemiş. “Galiba haklısın.” demiş. Küçük kartal yaşamı boyunca tavukların arasında yaşamış, gökyüzünde özgürce dolaşabileceğini bilmeden. Kendi gücünü görmeden, beş on santimetre yükseğe kadar kanat çırpıp daha fazlasını yapabileceğini, gökyüzüne ulaşabileceğini hiç düşünmemiş.
 


İYİ GECELER HAYAT

 

 Zamanı sıfırlayacağım hayatımda yarınHer şeye yeniden başlayacağım.İlk kez günaydın diyeceğim gökyüzüne,İlk soluğumu alacağım yarın;ama şimdi değil, Yarın.Yarın başlangıcı olacak hayatımın,Gözlerimi açıp,´´Merhaba´´ diyeceğim hayata.

Yarın umutlarım tanışacak istasyonlarla,terminallerleBirer birer yolculuğa çıkacaklar.Bavulları mı?Onlar dünden hazır;ama yolculuk yarın.Unutmuş olacağım seni yarın.Seninle kurduğum bütün hayallerSilinmiş olacak zihnimdenBen yeni maceralar üreteceğim düşümde yarın.Yok olacak uyandığımda mazi.Eflatunlar saracak etrafımı,Pembe düşler misafir gelecek bana,El sallayacağız beraber karanlığa.Her gün bunlarla avutuyorum kendimi.Bugünü erteliyorum ben hep yarınlara.Ama olmuyor.Silinmiyor kalpteki yara.Bağlanmışken yürek geçmişe,Umut besleyemiyor gözler geleceğe.İyi geceler hayat!Bugün de seni yaşayamadım affet,Ama belki yarın,Yarın...

 
 
Yoğun Olup Hayatı Kaçıran Vefasızlara
"İşlerim çok. Başka hiçbir şeye bakamıyorum."
Bu lafı bir kişiden daha duyarsam, büyük ihtimalle katil olacağım. Mailime iki satır bile cevap yazmayanlar "çok yoğun"; bir şey anlatmak için söz verip haftalarca sesi çıkmayanlar "çok yoğun"; benden başka herkes ama herkes çok yoğun.
"Aaa tabii; onun için konuşmak kolay. Evde oturup yazıyor sadece. Çalışmaktan haberi yok." İstesem ben de "çok yoğun" olabilirim. "Bugün şunu yetiştirmem lazım; yarın şuraya gidip yazı konusu bulmam lazım, birkaç ay içinde romanımı bitirme planım var, sarkmaması lazım, o lazım, bu lazım..."
Hayatı boş vermek istedikten sonra "yoğun" olmaktan kolay mazeret yok ki. Hatta sadece yemek pişirip, alışverişe çıkıp, dizi izleyip yaşayarak da "yoğun" olabilirsiniz.
"Sinemaya gidemem ki, bugün temizlik yapacağım." E yapma.
"Ay seni arayacaktım, hep aklımdasın ama işlerden başımı kaldıramıyorum ki..."
Kâinatın en saçma ve zekâ özürlü mazereti. Yani "kafama uçan daire düştü, hastanedeydim" deseniz daha inandırıcı olur. Normalde hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. En azından yemek yemek, uyumak ve tuvalete gitmek için ara vermeniz gerekir. Ve bu aralarda sevdiğiniz insanlarla en azından telefonda konuşabilirsiniz, değil mi? Ben bir insana vakit ayırmamanın mazereti olarak "çok çalışıyorum"u kesinlikle kabul etmiyorum. Eğer biriyle aylarca görüşmüyor ve "işlerim var, ondan" diyorsanız, bunun iki anlamı vardır:
a) Ben aynı anda iki işi yapamam. Doğal olarak çalışırken araya kimseyi katamam. Merdiven çıkarken çiklet de çiğneyemem. Hayatım allak bullaktır. Zaman nasıl değerlendirilir bilmiyorum.
b) Seninle görüşmek istemiyorum.
c) Ciddi anlamda işlerim yüzünden görüşemediğimizi sanıyorum. Bu mazerete gerçekten inanmışım. Kimi kandırıyorum ki?
(Son şıkkı kabul edecek babayiğit pek bulunmaz.) Ve hiç kimse beni birinci şıkka inandıramaz. Çünkü biriyle görüşmek isterseniz, mutlaka vakit ayırırsınız.
Bu aralar üst üste birkaç kişiyle bu "çok çalışıyorum da; başka bir şeye bakamıyorum" muhabbetini yaşadım; konuya o yüzden taktım. Bir insandan örnek vereceğim. Şu an için kendimi örnek veremem çünkü "evde çalışan yazar" olduğum için kimsenin beni iş konusunda ciddiye aldığı yok.
Neyse canım, bana ne? Ben yazıyor muyum? Yazıyorum. Paramı alıyor muyum? Alıyorum. Gerisi beni hiç ilgilendirmiyor. Ama şunu da belirtmem gerek. Öğrencilik hayatım boyunca hiçbir zaman derslerin, sınavların, çalışmaların, zevklerimin önüne geçmesine izin vermedim. Benim için okul her zaman ikinci plandaydı. Eğer çok sevdiğim bir film oynuyorsa, yarınki sınava çalışmayı birkaç saat sonrasına erteledim ve filmi izledim; canım ertesi günü ödev yetiştirmeye oturmadan önce gezmek istediyse çıkıp gezdim; ders çalışmayı planladığım gece bir arkadaşım "haydi sinemaya gidelim" dediyse herşeyi olduğu gibi bırakıp sinemaya gittim. Çünkü benim için "sevdiğim insanlar" ve "kendime vakit ayırdığım hayatım" herşeyden önemliydi. Hayatımda hiç kimseyi "çalışmam gerek" diye geri çevirmedim. Bir arkadaşa "hayır, eve gideceğim" dediysem, bu o anda eve gitmek istememden başka bir sebebe asla dayanmadı. En önemli işin başında da olsam, bir dostum "seninle konuşmaya ihtiyacım var" dediğinde ben tüm işleri bırakırım. Çünkü hiçbir şey, çevrenizdeki sevgi ve sahip olduğunuz yüreklerden daha önemli olamaz. Hayat kısacık, acayip bir şey. Hırslarla, kıskançlıklarla ve eşek gibi çalışmakla bitirilemeyecek kadar da değerli.
 
Elbette boş boş oturun demiyorum. Çünkü hayat aynı şekilde, boş boş  oturulmayacak kadar da değerli. Ama iş dediğiniz şey, sevdiklerinizle, kendinizle, hobilerinizle geçireceğiniz zamanın tamamını çalıyorsa, inanın bunda büyük bir terslik vardır. Kendini çalışmaya ciddi bir biçimde adayan ve sevdiklerine zaman ayıramayacak kadar işlerine gömülmeyi kendi özgür iradesiyle seçen kişiler de var tabii. Ben böylelerinin asla evlenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ve bu, kesinlikle tahammül edebileceğim bir kişilik tarzı değil.
Neyse, geçeyim örnek kişime: Ben ortaokul hayatım boyunca Soma´da yaşadım.
(Oradaki hayatım da alemdi aslında. Bir ara onu da yazayım...) Anlatacağım kişi, bir arkadaşımın babası. (Ailecek de görüşüyorduk; aynı apartmandaydık.) Adam her sabah en geç altıda işe gitmek zorundaydı. (Mühendisti galiba. Maden ocaklarına çıkıp oradaki işleri yürütüyordu.) Yani haftanın beş günü, ciddi anlamda "sabahın körü" diyebileceğiniz bir saatte işinin başında olmalıydı. Bu durumda erkenden yattığını ve hafta içi başka hiçbir şeye vakit ayıramadığını düşünürsünüz, değil mi? En azından benim hayatımdaki "yoğun insanlar" için bu çalışma tarzı "işe git, eve gel, yemek ye, uyu, işe git, eve gel, yemek ye, uyu" düzenini gerektiriyor. Ve hafta sonları da "hafta içinin yorgunluğunu bir türlü atamıyorum" diye evde yatarak geçirilirdi. Aşırı yoğun çalışma temposu yüzünden bunlara laf da söylenmezdi. Çünkü "çok çalışıyorum, görmüyor musun?" demeleriyle, her türlü tartışma anında biterdi.
 
Peki arkadaşımın babası böyle mi yaşıyordu?
Büyük harflerle cevap veriyorum: HAYIR, ASLA... Akşam eve döndüğünde sosyal hayatı başlardı. Yemek bazen evde, bazen bizim de dahil olduğumuz dost topluluğuyla beraber dışarıda yenirdi. Sonra mutlaka birinin evinde toplanılır; eğlence gırla giderdi. Bu adam işinin dışındaki tüm vaktini
sevdikleriyle geçirir ve karısına asla yalnızlık hissettirmezdi. Hemen hemen her hafta sonu mutlaka ya Dikili´ye ya da Aliağa´ya yemeğe giderdik.
 
Asıl çarpıcı örneğimi daha vermedim. Haftanın her günü sabah altıda işte olan ve akşam hava kararınca eve gelen bu adam, (bazen cumartesileri de çalışıyordu galiba) evlilik yıldönümünde karısını Soma´ya iki saat uzaklıkta olan İzmir´e götürdü. Hayır, hafta sonu değil. BÜTÜN GÜN çalıştığı bir günün akşamında eğlenmek için gittiler ve gece yarısını geçe döndüler. Ertesi gün de bu adam tekrar sabahın köründe işine gitti!!!

Hiç kimse bana hiçbir şey için "çok meşgulüm, çok yoğunum, vaktim yok da ondan" gibi bir mazeret sunmasın. Ben inanmıyorum. Eğer biri beni aramıyorsa, aramak istemediği içindir. Eğer benimle görüşmüyorsa, görüşmek istemediği içindir. Ben başka HİÇBİR mazereti kabul etmiyorum. Son örneğimin ardından bu yazıyı bitirebilirdim. Çünkü gerçekten başka hiçbir lafa gerek yok. Vakit ayırmak istersen, istediğin herşeye ve herkese vakit ayırabilirsin. Ama müsaadenizle ben bu konuyla ilgili söylenmiş ve gerçekten çok hoşuma giden sözlerden de bir demet sunmak istiyorum. Bunları herkesin çerçeveleterek duvarına asması gerek. "İşim var, vaktim yok" diye saçmalamaya ve daha da korkuncu bu saçmalığa kendimiz de inanmaya başlarsak acilen okuyup kendimize geliriz:
- İşinizin çok önemli olduğunu düşünüyorsanız, bu sinirlerinizin ciddi biçimde bozulduğunun en açık göstergesidir. (Bertrand Russell)
-İşini her şeyden önemli sayarak günde sekiz saat çalışan, sonunda çalıştığı yerin başına geçer ve günde aynı hızla yirmi dört saat çalışmaya mahkum olur (Robert Frost)
-Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektedir. (Edward Newton)
-Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir hayat krizidir. (Anton Çehov)
-Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir.(L.P.Smith)
-Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür. (Irwin Edman)
-Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın, hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum. (Abraham Lincoln)
-Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur. (William Russell)
VE BENİM FAVORİM:
"Yeterli zamanım yok deme. Büyük insanların da günleri 24 saattir..."   
CAN DÜNDAR
 
 
Arınmaya, Yenilenmeye İhtiyacı Olan Herkese!

Bu aralar “Secret” adlı kitap herkesin elinde. Peki ne diyor bu kitap? Ana eksen olarak, isteklerinizi  nasıl gerçekleştireceğinizin  işaretini  veriyor. Ama bunlar öncelikle olumlu düşünce gücüyle ve stresten arınmış bir bedenle mümkün... Bizi yaşamdan uzaklaştıran en önemli bahanelerden biridir “zamanım yok!” Kendinize  bir zaman mutlaka  ayırın ve  beden - zihin bütünlüğünüzü sağlayın. Aşağıdaki 18 öneriyi, planlı bir şekilde yaşama geçirmenizi öneriyoruz..   Vakit harcamadan “hemen şimdi” uygulayın!
nasıl yaklaşacağını  bilmeyen , kendini mutlu edecek yoların adreslerini  kayberen   bir çok insanın varlığını biliyoruz.  Aynı zamanda çözümlerin  hep çok uzaklarda arandığını da...  İçimize ferahlık kazandıracak bütün  “hemen”leri  yakalayabilmenin ipuçları hiç de zor değil.  Şunu unutmayın, düşüncelerin zihinde  bloke olmasından dolayı insanların içlerindeki yaşam sevincini yitirebiliyorlar. Korku ve endişe duyguları bir kanser gibi benliklere hakim olabiliyor.  Oysa, bunları bizden uzak tutacak “arınma” yöntemleri  mevcut.  Kendinize yatırım yaparak, korkuları ve kaygıları  uzaklaştırmaya, var mısınız? Dönem dönem yenilenme sohbetleri düzenleyen ve alternatif  terapinin  önemli bir adresi olan Işık Terapi’nin de gösterdiği yollarla, bir çok öneri geliştirdik..  İşte size 18 öneri..
1-En önemli an, sabah uyandığınız  zaman dilimidir. Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin.. “Bu güne sağlıkla ve sevgiyle gözümü açabildiğim için şükürler olsun” sözleriyle bu gülümsemeyi tüm bedeninize gönderin ve şunu söyleyin: “Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum. Bugünüm aydın olsun.”  Ardından, yataktan yavaş ve sakin bir biçimde kalkmaya çalışın.
2-Pencerenin önüne gelin ve dışarıya ( doğaya  bakarak ) nefes alıp vermeye başlayın. Bu “Nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin..  Bunu birkaç kez tekrarlayın..
3-Bu 18 öneriyi uygulamak için kendinize  bir süre verebilirsiniz.  Örneğin 10 gün.... Bu 10 gün boyunca,  beslenme tarzınızı da gözde geçirin.  Özel bir yemek mönüsü hazırlayın örneğin.Yemekleriniz sebze ve meyve ağırlıklı olmasına dikkat edin. Ağır yemeklere asla sofranızda yer vermeyin..  Bol bol su için..  (En az üç litre) Ancak bu asla “diyet” olarak algılanmamalı. Bu beslenme biçimi sadece bedeni temizlemeye ve tazelemeye ortam hazırlar.. Yani yemekle ilişkinizi  10 gün boyunca “yaşamak için yemek”” boyutuna indirgeyin..   
4-Her gün ne olursa olsun 5-10 dakika bile olsa açık havaya çıkın. (Deniz kenarı ya da yeşil alan)  Bu ortamda varlığınızı fark edin. Dünyada tek olduğunuzu ve çok önemli olduğunuzu düşünün. Ve elinizdeki her şey için (örneğin: Şükürler olsun ki sağlıklıyım vb gibi) teşekkür edin.. Bu teşekkürü  hücrelerinizin bile hissedeceği bir içtenlikle yapın. Kendinizi, o an baş başa kaldığınız doğal ortamla da bütünleştirerek....  
5-Kendiniz için bir defter edinin ve her gün bu defterle bir kaç dakika baş başa kalın. Arınmaya yönelmek için zihninizdeki tüm olayları yazın. İçinizden gelen duygu ve düşüncelerinizi hiçbir baskı altında kalmadan defterinize aktarın. Sorunları yazarak netleştirmek, yüzleşmek, hayatınıza inanılmaz bir rahatlık getirir ve sanki sırtınızdan büyük bir yük kalkmış gibi bir duyguya kapılırsınız.  
6-Arınma programı süresince, sadece çok candan yaptığınız ve ruhsal doyum aldığınız, sizi besleyen şeylerle ilgilenmeye çalışın. Her gün size huzur ve mutluluk veren kelimeleri ya da olayları da  defterinize yazın..  Bu yazdıklarınızı gün içinde ara ara okumaktan ya da bir göz atmaktan vazgeçmeyin.
7-Ağzınızdan çıkan her kelimeyi kulağınız duysun. “BEN yaparım”.... “SEN zaten böylesin” gibi yargılayıcı tavırlar içine kesinlikle girmeyin. Çünkü kendinizi ya da başkasını yargıladığınız anda kendi bedeninizi enerjitik anlamda kirletmeye başlıyorsunuz. Eğer çok gerekiyorsa da yapıcı kelimeleri kullanmaya özen gösterin. Mutlaka gerekiyorsa “yapıcı eleştiri”de bulunma çabasına girin..
8-Zaman zaman neler düşündüğünüzü dışarıdan sanki başka bir kişi gibi gözlemleyin ve kendinizi dinleyin. Ancak bu gözleminiz de eleştirel anlam taşımasın. Kendinize dışardan bakabilmeye ve kendi duygularınızla empati kurabilmeye çaba gösterin.
9-Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla... Onlarla aranızda oluşturacağınız  bu  bağ, emin olun ki sizi şaşırtacaktır. Çünkü yaşam, bizim algılamak istediğimiz kadar bizimle buluşur. Algı boyutlarımızı zenginleştirdiğimizde  ise bambaşka bir ortamda bulabiliriz  kendimizi.
10- Bu 10 günlük süre içinde çok az konuşun. Olayları,  kişileri ya da olguları algılama ve hissetme konusunda zihin-beden buluşmasına sık sık  başvurun.
11-Bazı farklılıklarla tanışın  Örneğin, evinizde veya işyerinizde size ait, çok sevdiğinizi hissettiğiniz obje grubu oluşturun. Renkli taşlar, kristal objeler vs. gibi.. Bir demet çiçek de olabilir. Her gün o sevdiğiniz objenize (veya objelerinize)  mutlaka dokunun ve sizden onlara, onlardan da size sevgi enerjisi akmasına izin verin.
 
12-Çiçeklerle veya doğayla  kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar. O halde kendimize sevgiyle verdiğimiz her armağan, sizin motive olmanız için gerekli bir araçtır. Çiçekleri veya  doğayı size sunulmuş bir armağan gibi düşünüp, bu bakış açısıyla  onları algılamaya çalışırsanız  doğa size ödülünü vermekte gecikmeyeyecektir.
13-Masanızın üstünde mutlaka, tüm negatif enerjileri çeksin  düşüncesiyle bir bardak su bulunsun. Bu suya her gün olumlu düşünceler yükleyerek, yenileyin. Su, arınmak için çok önemli bir maddedir..
14-Günde en az 20 dakika meditasyon yapmayı deneyin. Meditasyonun amacı derinden gevşemek ve bedenle iç varlığın tazelenmesini sağlamaktır.
15-Her gün birisi ya da bir şey için, iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. (Örneğin “Seni seviyorum” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın) Ancak asla “Ben yaptım”, “ben gittim”, “ben hallettim” gibi sözleri kullanmayın..
16-Gün bittiğinde, tüm gününüzü gözünüzün önünden geçirin. Bir şekilde sanki kendinizi değil de bir başkasını seyrediyormuş gibi neler yaptığınızı gözden geçirin.
17-Kendinize sorular sorun. Örneğin, bugün nasılsın?, gün içinde neler yaptın? Neler seni rahatsız, neler seni mutlu etti? gibi soruların cevaplarını hissetmeye çalışın. Ancak asla kendinizi yargılamayın.
18-Akşam yatarken yine olumlu geçen gün için evrene  teşekkürü ihmal etmeyin. Birkaç kez derin nefes egzersizleri ile rahatlayın. “Gün içinde, bedenimde birikmiş tüm tortulardan, huzursuzluklardan arınıyorum” sözleriyle   rahatlayın. Yeni günün ışığının sizinle birlikte güvenle var olacağını bilmenin huzuru içinde kendinizi rahat bir uykuya bırakın.
Kaynak kişisel gelişim.

Aklın yolu Kaç?
Sorunun yaygın cevabı malum: Bir. Aklın yolu bir. Bu lafı duyduğum anda yani kendi ağzımdan çıkınca da irkiliyorum. "Tek millet, tek führer” deyişinin devamı gibi geliyor bana tek akıl iddiası. Kendi biricik aklımı çekmeceye kilitleyip o tek ve muhteşem aklın peşine düşmekten korkuyorum açıkçası. Benim için itinayla kurgulanmış o mutlak ve tek gerçekliğin ağlarına takılmak kâbus gibi geliyor. Benim de aklım olsun istiyorum, onu istediğim gibi kullanayım, hata yapayım ama sonu iyi gelsin, doğru davranayım ama sonunda yanıldığımı göreyim istiyorum. Sevmekle seçmek arasındaki fark sahiden tek harften ibaret olsun istiyorum. Ne çoğunluğun ne de hatta “kahir ekseriyetin” ne dediği umurumda olmasın istiyorum.
AKLIN YOLU: KAÇ!
Hiç hayatınızı kullanması için birilerine ödünç verdiğiniz oldu mu? Peki, sonra geri alabildiniz mi? Ya da kimsenin hayatını ödünç aldınız mı, sonra iade etmek üzere? Tamam, tuhaf bir ifade bu “ödünç hayatlar”; biraz daha açık sorayım. Hayatınızı başkalarının doğruları üzerine kurduğunuzu hissettiniz mi hiç; onların hedeflerinin sizinkilerin yerini aldığı oldu mu? Bir ideolojinin peşinden koştunuz mu? Bir kurumsal hedefin peşinde geceleriniz gündüzlere karıştı mı? Sağduyu sahibi, yanmaz ve yanılmaz, toplumun doğruları sizinkileri dövünce çoğunluğa benzemenin emniyetine sığındınız mı? Evet ise, emniyette neler olduğunu sormuyorum artık. Emniyet emniyetlidir; tamam. Sizi başka kötü adamlardan korurlar orada, ama pek de kendi istediğiniz hayatı yaşatmazlar. Nasıl? Yok, kötü muamele ve işkence yasak, yapmazlar, ama masaj servisi ve en sevdiğiniz vişneli dondurma da yoktur içeride. Bu durumda ne yaptınız peki? Aklın yolu kaçtı? “Birdi” diyorsanız içerde yaşamaya ve hayatınızı rehin bırakıp karşılığında emniyet almaya devam. Ama o “bir” sizin biriniz değildir unutmayın, emniyetin biridir. Başka bir cevap da dökülebilirdi ağzınızdan. Soruyu da, sorgucuyu da, hatta kendinizi de şaşırtırdınız üstelik bu tuhaf cevapla. "Aklın yolu: Kaç."
“Kaçmak” hep aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılır. Kaçanların bazılarına korkak deriz. "Ya sev, ya terk et" emrini duyunca talimatla sevmeyi beceremeyip terk edenlerdir onlar. Kaçarlar, ama kendilerine doğru. Biz de arkalarından kaçak deriz, hatta hızımızı alamayıp kaçık deriz. Farkına varmadan iltifat ederiz bu cesaret isteyen kaçısın kahramanlarına.
Emniyetten firar edip “kendi”lerinin, şahsa özel canavarlarının kucağına koşarlar. Kimsenin “kendi”sinden daha acımasız bir gardiyanı yoktur ve kaçıklar bu zalimin eline teslim ederler kaderlerini. Yalan söyleseniz anlar, zaaflarınızın hepsini bilir, canınızı en çok o yakabilir. Eh şimdi söyleyin, bu kaçışın sebebi korkaklık olabilir mi? Bir de tersine kaçış vardır. Yani kendinden kaçış, ama ne tuhaftır, asıl korkakça olan bu yolculuk iltifat ve hayranlık getirebilir firarilere. Kendini feda etmek neden cesaret olarak tanımlanır sizce? Hayatınızı emniyet karşılığında rehin verdiğiniz toplumun, haydi söyleyelim, düzenin bekası için, emanet gişesine gidip “hayatımı alayım, buyurun fişinizi” dememeniz için kurgulanmış kelimeler olmasın cesaret ve ikiz kardeşi korku?
KAÇMAK, KAÇAMAMAK VE KAÇAMAK
Korkunca kaçıyor değiliz yani. Biz aslında korktuğumuz için kaçamıyoruz. Kaçamayınca da sanki kaçarmış gibi hissetmemizi sağlayacak kaçamaklar yapıyoruz. Kendimize doğru koşup, “cee” yapıp geri dönüyoruz. Bekliyoruz, bir sonraki cesaret nöbetine kadar.
Ecmel Ayral
 
Onarmaya Çalişmak mı, Yıkıp Yeniden Başlamak mı?
Kumdan bir kale düşünün. Çevresine güzel su kanalları yapmış, hendekler kazmışsınız.
Yalnız öyle bir yere inşa etmişsiniz ki kalenizi, dalgalar güçlendikçe önce su kanalları doluyor, sonra heybetli surlarınız tuzlu suyun ellerinde giderek erimeye başlıyor.
Sizse elinizde küçük plastik kovanız, sahilden topladığınız kuru kumlarla surları onarmaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız yamalar, bir sonraki dalganın darbesiyle çirkin şekiller almaya başlıyor.
Küçük plastik kovanızla habire koşturup duruyorsunuz. Kan, ter ve panik içinde!..
O kadar odaklanmışsınız ki "onarmaya", bu yıkımın artık sizin kontrolünüzde olmadığını göremiyorsunuz.
Oysa bir dursanız, durup da yukarıdan baksanız kaleye, çamur haline gelmiş surlara ve dalgalara; onarmaya harcadığınız sürede yepyeni bir kale inşa edebileceğini göreceksiniz. Denizin biraz ötesinde, yeni bir başlangıç yapabileceksiniz.
Yaşam da birçoğumuz için böyle geçip gidiyor.
Katlanamadığımız bir işimiz, sevmediğimiz bir çalışma ortamımız ya da gururumuzu inciten bir yöneticimiz oluyor bazen.
"Alışmaya" çalışıyoruz. İncinen yerlerimize her gün küçük yamalar dikiyoruz.
Ertesi gün sökülüyor yamalarımız, yara bere içinde, delik deşik, yorgun argın dönüyoruz evlerimize. "İşimi sevmiyorum ama dayanmak zorundayım!" diyoruz. Her şeyi bırakıp düşlerimizin peşinden gitmek, bir lüksmüş, şımarıklıkmış gibi görünüyor gözümüze. Öyle ki utanıyoruz da bazen, gitme düşlerimizden!
Parasal anlamda risk alalım ya da almayalım; "Çevrem ne der? Yıllardır çalışıp aldığım teriflerim ne olur?" kaygılarımız, hırslarımızdan ve profesyonel (!) değerlerimizden vazgeçemeyişimiz ve daha birçok neden bile bizi yeni başlangıçlardan alıkoyabiliyor.
Aynı durum ilişkiler için de, bitmiş ama süregelen evlilikler için de, hani o hep gidip yerleşmek istediğimiz huzur dolu sahil kasabası için de geçerli; değil mi?
Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen yıkmak gerekmez mi?
Hayatınızdaki bazı kumdan kaleler, denize karışmayı çoktan hak etmedi mi? Kaynak:Bilinmiyor
 
 Kararsız Kalmayın, Harekete Geçin!

Bir gün felsefe çok ilginizi çekiyor. Ertesi gün ise gazeteci olmak çok cazip geliyor. Birkaç gün sonra finans alanına yoğunlaşmak istiyor, bir hafta sonra ise arkeolojiye olan düşkünlüğünüzü hatırlıyorsunuz.
Bu böyle sürüp giderken, zaman geçtikçe değişen tek şey, birkaç tane daha ilgi alanınızın bu kısır döngüye eklenmesi oluyor. Kısacası her şeyi çok seviyorsunuz ve size çekici geliyor ama sıra birini seçmeye geldiğinde tıkanıp kalıyorsunuz.
Sizin durumunuzda olan bir sürü öğrenci, hatta mezun var. Bu kadar çok kariyer seçeneğiniz olmasına rağmen, kolayına kaçıp hiçbirini seçmiyorsunuz. Çünkü hepsini yapmak istiyor, hiçbirinden vazgeçmek istemiyorsunuz. Ancak bu durum, sürekli olarak bir alandan diğerine atlamanıza, dolayısıyla kariyer yolunuzu çizememenize yol açabilir.
Bir sürü ilgi alanınız varken kariyerinizin yönünü belirleyebilmek sandığınız kadar zor değil. İşte size yardımcı olabilecek adımlar:
 
Hoşlanmadığınızı anladığınız şeyleri aklınızdan çıkarın: Her şeyin hoşunuza gittiğini düşünebilirsiniz. Aslında durum öyle değil! Hepimizin sevmediği ve hatta nefret ettiği şeyler vardır. O yüzden neyi sevmediğinizi, neyi kariyer olarak seçmeyeceğinizi belirleyin. Bu aşamada önemli olan, kesin bir alan belirlemek değil, sizin için uygun olmayanları elemek.
Neyi daha çok istediğinize karar verinstemediklerinizi eledikten sonra, geri kalan ilgi alanlarınızı öncelik sırasına koymaya çalışın. Bunu, her alanla ilgili bildiklerinizi gözden geçirerek yapabilirsiniz. Sonra da en çok ilgilendiğiniz ve uzmanlaşmak istediğiniz 3-4 alanı belirleyin.
Keşfetmeye başlayın: Bu kritik bir aşama, çünkü ilgi alanlarını ve kariyer seçeneklerini keşfetmek için bir yerden başlamaya karar vermeniz gerek. Neyi öğrenmeniz gerektiğini belirleyip keşfetmeye başladıkça, kariyer yolunuz yavaş yavaş şekillenecektir.
Daha çok öğrenmek ve keşfetmek için, o alanda çalışan birileriyle konuşabilir, ilgili yayınları okuyabilir ve eğer mümkünse işin nasıl işlediğini görmek için staj yapabilirsiniz.
Öğrendiklerinizi kullanarak bir eleme daha yapın: Kendinizi ve ilgi alanınızı daha iyi tanıdıkça öncelikleriniz değişecektir. Hatta ilgi duyduğunuz bazı konulardan bile vazgeçebilirsiniz. Ama yine de tek bir kariyer yolu seçebilmeniz mümkün olmayacaktır, ki böyle olması zaten daha iyi. Tüm bu aşamaların amacı tek bir kariyer seçebilmek değil, birkaç seçenek içinden size en çok uyanı belirleyebilmek.
Unutmayın, bu ne kolay ne de kısa bir süreç! Ancak zamanınızı ve enerjinizi doğru kullanmak istiyorsanız, kafanızın karışıklığı nedeniyle hiçbir şey yapamamak yerine bu aşamaları takip ederek harekete geçebilir ve birçok şey öğrenerek kariyeriniz için doğru kararlar verebilirsiniz.
Kaynak: Monster CareerNews

BU HAYAT SİZİN ......
Şevkinizin Kırılmasına İzin Vermeyin
Siz de yaşamında gerçekten istediği şeylere ulaşamayan milyonlarca insandan biriyseniz, bunun nedeni “şevk kıran” birkaç basit tutum olabilir.
Hepimizi etkileyen ve hedeflerimize ulaşmak için üstesinden gelmek zorunda olduğumuz dört şevk düşmanı var.
Birinci şevk düşmanı, güvenliğimizi yitirme korkusudur.
Sahip olduğumuz güvenliği kaybetmekten o kadar çok korkarız ki peşinde koştuğumuz daha güçlü güvenliği elde etmek için ondan vazgeçemeyiz. Kendi içimizde oluşturduğumuz güvenliğin dışında bir güvenlik olduğuna inanmıyorum. Aslında, yaşam denen mücadeleyle başa çıkma yeteneğimiz ölçüsünde güvendeyiz ve güvensizliği yönetme becerimizin izin verdiğinden daha güvende olamayız.
Bunun anlamı, istediğimiz şeye sahip olmak için elimizdekini feda etmemiz gerektiğidir. Herhangi bir şeyden vazgeçmeyi reddedersek, yeni başarılar için gerekli alan, zaman, para ve enerjiyi nereden temin edeceğiz?
İkinci şevk düşmanı, başarısızlık korkusudur.
Kaç kez, başarısız olacağınız korkusuyla birşey denemekten vazgeçtiniz? Çoğumuzun, başarının gerektirdiği anlık isyanları kabul etmek yerine vasat yaşamlara razı olması yazık değil mi?
Korkularımıza meydan okumalıyız ve her korkuyu sonsuza dek fethetmeliyiz. Çok geçmeden, korkuyu her fethedişinizde, bir sonrakini alt etmek kolaylaşacaktır. Unutmayın. En çok korktuğunuz şeyi yapın; sonuçta, o korkuyu kontrol edeceksiniz.
Üçüncü şevk düşmanı, kendinden şüpheye düşmektir.
Olumsuz düşüncelerin pençesine düşmüşsek, yaptığımız her şeyin yanlış olacağına inanırız. Bu şekilde düşündüğümüzde, büyük ihtimalle, her işimiz aksar ve sonunda başarısız oluruz.
Neyi yanlış yaptığınıza bakmak yerine, neyi doğru yaptığınıza bakın. “Hep ileriyi” hedefleyin, itirazları alt edin ve denemeyi sürdürün.
Çok geçmeden, kazanmaya başlarsınız. Zaferler, arka arkaya gelir ve sonunda, kendinize yönelik şüpheleri bir “olumlu inançlar” dağının altında boğar.
Dördüncü şevk kırıcı, değişim sancısıdır.
Değişime direniriz; çünkü değişim, eski benliğimizin bir bölümünün ölmesi gerektiği anlamına gelir ve hiç bilmediğimiz bir benlik doğar. Yeninin doğuşu için emek verirken, aşina olduğumuz şeyin kaybı için yas tutarız.
Bu tutumun üstesinden gelmek için, mecbur olmadığımız halde yeni şeyler deneme alışkanlığı edinmeliyiz. Böylece yaşamımızda, güçlü bir duygusal temel olarak, eskinin en iyi yönlerini koruyabiliriz. Unutmayın. Her tür değişim, biraz sancılı geçer; ama kendi kendinize eyleme geçirdiğiniz değişimler, başkaları tarafından dikte ettirilen değişimlerden çok daha az sancılıdır.
Kaynak: Bilinmiyor
 
4800$´ lık Seminer Notları!
 
Öyle insanlar vardır ki,konuştukları zaman soluduğunuz havanın bile onların sayesinde olduğunu zannedersiniz. Yani konuşmaları öyle etkilidir ki ,bulundukları her ortamda ,kısa bir sürede insanları etraflarında halka yapmayı başarırlar ve çevreleri üzerinde kıskanılacak etkileri vardır.
 
İş görüşmelerinde iş veren personelini işe almadan evvel mülakattan geçirir.Burada amaç ,sınırlı sürede karşıdakini azami ölçüde tanımaya çalışmaktır.Bu görüşmelerin sonunda bazen bakarsınız ki ,sizden çok daha az özelliklere sahip birisine ,o çok istediğiniz işi kaptırıvermişsiniz.
 
“Bu işin sırrı nedir?”diyecek olursanız,cevap son derece açık:Güzel konuşmayı becerebilmek...
 
Çünkü konuşmak yalnızca düz bir iletişim aracı değildir.Kişinin bütün duyguları yanı sıra bütün düşüncelerini de çevresine ulaştırabildiği en etkili yoldur.
 
Şimdi size çok değerli bir birikim sunacağız.Arkadaşımız Doç.Dr.Yılmaz Üstünel ,Princeton Ünüversitesi’nce (ABD)düzenlenen toplam 4.800 $’lık hitabet seminerlerinin notlarını ele geçirip tercüme etti,bize gönderdi. Söz konusu değerli birikimi büyük bir dikkatle okuyun,kavrayın ,uygulayın:hitabet sanatının zevkine varın!
 
*Giriş ve bitiriş cümleleri hayati önem arzeder,dikkat!
 
*Ağzınızdan çıkan her cümle muhataplarınızı yakından ilgilendirsin,onların ihtiyaçlarına yönelik bilgiler ihtiva etsin.
 
*Gereksiz ayrıntılarla muhataplarınızı sıkıntıdan patlatmayın,beş dakikada bir ilginç ayrıntılara yer verin.
 
*Muhataplarınızın yüzüne ,hatta gözlerinin içine bakın:asla mırıldanarak konuşmayın.
 
*Üç cümlenizden birisi soru cümlesi olsun,soru cümleleri muhatapları uyanık tutar,kendine getirir,konsantre eder.
 
*Ne konuştuğunuz değil,nasıl konuştuğunuz önemlidir.
 
*Enteresan olaylara,merak uyandırıcı hatıralara yer verin.
 
*Hiç bir şey bilmeseniz bile samimi konuşun ,hayatınızın en etkili hitabetini yapmış olursunuz.
 
*Dinleyicilerinizi usulüyle övün,etkileyiciliğiniz % 50 artar.
 
*Asla ezberlenmiş bir konuşmayı mekanik tarzda sunmak tarzındaki bir konuşmayı denemeyin.
 
*Anlatacağınız konu hakkında heyecanlı,arzulu ve şevkli olun.
 
*Konuşmanızı dinleyicilerle paylaşın.
 
*Kendinizi dinleyicilerle özdeşleştirin.
 
*Kendinizden örnekler verin,samimi itiraflarda bulunun ama şahsi reklama girmeyin.
 
*Göze ve kulağa beraber hitap edin,bunun için teknolojiden faydalanın.
 
*Dinleyicilerinize sevgi ve saygı gösterin,bunu her birine hissettirin.
 
*Örnekleriniz bol olsun.
 
*Sözlerinizin yankısını muhataplarınızın beyninde yüreğinde duyun.
 
*Beden dilinizi ustalıkla ve şuurlu olarak kullanın.
 
*Asla yıkıcı ,olumsuz,ümitsiz ifadeler kullanmayın.
 
*Ses tonunuz bazen hiptonik,bazen vurucu olsun.
 
*Hazırlıksız konuşmamaya çalışın.
 
*Dinleyicileriniz sanki ayağa kalkıp size cevap vereceklermiş gibi konuşun.
 
*Konuyla ilgili güldüren ama düşündüren esprileriniz mutlaka bulunsun.
 
*Konuya farklı ve ilginç açılardan bakın.
 
*Somurtarak konuşmayın,tebessümünüz bol olsun.
 
*Sorular çoksa,başarılı bir hatipsiniz demektir.
 
*Arada bir siz susun,sessizliğiniz konuşsun.Sukutunuzla da konuşmayı bilin.
 
*20 dakikalık konuşma da şok edici en az iki bilgi bulunmalıdır.
 
*Dinleyicileri şu andan alın,25 yıl ötesine götürün:gerekli motivasyonu sağladıktan sonra tekrar bu güne getirin.
 
*”Bu konuşmanın belki de en can alıcı cümlesine geldi sıra...”tarzında ifade(leri)niz mutlaka bulunsun ve o cümle hakikaten can alıcı olsun.
 
*Her müthiş tesbitten sonra siz,dinleyicilerden beş kat daha fazla dehşete düşün,bunu herkese hissettirin.
 
*Dinleyicilerden birkaçını seçin,onlarla kısa süreli birebir diyalog kurun.
 
*Konuyla ilgili bazı önemli kavramları veya şekilleri yazdığınız kağıdı dinleyicilere gösterin,okutun.
 
*Bazı sürprizler yapın,böylelikle konuşmanızın etkisini %30 artırabilirsiniz.
 
*Anlattıklarınızın nasıl pratik hayata geçirileceğine dair yollar gösterin. (6 günlük hitabet seminerinde özetle bunlar açıklanmaktadır)
Tercüme: Doç.Dr.Yılmaz Üstünel
              Princeton Ünüversitesi (ABD)
 
 
EVET Mİ, HAYIR MI?
 
Gülşen, iyi bir öğrenimin ardından iyi bir iş bulmuştu. İşinde kısa sürede
yükselmişti. Bu arada evlenmiş ve birkaç yıl sonra da anne
olmuştu. Bir taraftan bir dergide yazıları da yayımlanmaya başlamıştı.
Bununla birlikte aile yaşantısı da parlak bir performans sergiliyordu. Eşi
ve oğluyla son derece mutluydu. Bir gün eski komşusu Ahzade ile
karşılaştılar. İkisi de aynı yaştaydılar; birlikte sohbet etmek üzere bir
kafeteryaya oturdular. Ahzade, liseden sonra üniversiteye devam
edememişti; ancak evlenmiş ve o da çocuk sahibi olmuşlardı. Ahzade,
cesaret ederek Gülşen´e başarılarını açıklayacak bir formülü olup
olmadığını sordu.
Gülşen de, babasının iki arkadaşından söz etti. "Babamın arkadaşları
Yalçın ve Merih Bey´den çok önemli iki şey öğrendim" dedi.
Yalçın amca, bana küçükken ´Hayır´ kelimesinin gücünü anlattı.
Birçok insan, "hayır" kelimesi üstüne düşünmez. Ben de
düşünmemiştim. Yalçın amca, özellikle bu dünyada zamanında
"Hayır" demesini bilenlerin yükseldiğini söylemişti. Ben de
´Ne zaman hayır?´ denir diye sormuştum. O da kısa bir cevap
vermişti: ´Bir amacın olduğunda ve amacına uygun olmayan bir şey
teklif edildiğinde hayır denir.Yani
şöyle, diyelim ki, amacın ders çalışmak. Ama arkadaşın sinemaya
gitmeyi teklif ediyor. Amacına uygun bir öneri mi, değil. Öyleyse
hayır diyeceksin. Ya da bir çok kadın kilo vermeyi amaçlıyor. Ama bir
misafirliğe gidildiğinde tatlı, şeker ve çikolata teklifleri
yapılıyor. Hayır demeyi bilmiyorlar ve kilolarına kilo katıyorlar. ´ İş
yaşamında da böyleymiş. Şirketin bir amacı var; bu amaca uygun
olmayan önerilere hayır demeyi bildiğinde, sadece amaca uygun eylemler
kalıyor. Ben de bunu kendime yaşam felsefesi yaptım. Gerektiğinde
hayır diyorum. Ama sanırım buradaki püf noktası, bir amaca sahip
olmak. Bir amacın yoksa, neye göre hayır diyeceğini de bilemiyorsun.
Aslında bir-iki referans noktası var. Örneğin, insanın dini ve ahlaki
değerleri de, gerektiğinde bazı önerilere hayır demek için referans
noktası olabilir.
Ahzade, "Peki, Merih Bey´den ne öğrenmiştin?" diye
sordu. Gülşen, gülümseyerek söze başladı: "İnanmayacaksın ama, Merih
amcadan da ´Evet´in gücünü öğrendim. Ben yedi-sekiz yaşında
bir çocukken bir gün bize misafirliğe gelmişlerdi. Merih amca, kızı Halime
ile yürümek
isteyip istemediğimi sormuştu. Ben de ona ´Hayır´ demiştim. O
zaman Merih Amca bana, ´Peki, evet deseydin ne kazanacaktın?´
onu biliyor musun?´ diye sordu. Ona yine ´Hayır´ dedim.
Merih amca, tatlı ve yumuşacık bir ses tonuyla devam etti. ´Ah
evladım, keşke evet demenin sihirli gücünü bir an önce öğrenebilseniz. Bak
şimdi, sen kızımla
yürüme teklifime evet demedin ve ne yapıyorsan onu yapmaya devam
edeceksin. Televizyon seyrediyorsun; sanırım her zaman seyrettiğin bir
program bu, yani bugün seyretmezsen yarın da seyredebilirsin; aynı bölüm
olmaz belki ama, önünde sonunda benzer bir şeydir. Halbuki
Halime ile yürüyecek olsaydın, Halime bizim sana aldığımız hediyeyi
verecekti. Büyüklerin küçüklere hediye vermesi de güzel ama yaşıtların
birbirine hediye alması ve sunması bence onların arasındaki
arkadaşlığı besliyor. Ayrıca Halime, belki de seninle çok iyi arkadaş
olabilecek birisi. Ama sen ´hayır´ dediğin anda bunu da
öğrenme şansını kaybettin. Eğer ´hayır´ demeni gerektiren çok
özel bir neden yoksa, insanlara ´evet´ dedikçe başarılı
olursun; yaşamın sunduğu hediyeleri alabilirsin. Ama her şeye hayır
diyenlerden olacak olursan, insanlarla aranda köprü kurulmasını
engellediğin gibi, öğrenme
fırsatlarını da kaçırmış olursun.´
İşte böyle Ahzade, ben de ne zaman hayır diyeceğimi ve ne zaman evet
diyeceğimi öğrendim. Zamanında söylediğim hayırlar benim üniversiteye
hazırlanma yönümdeki çalışmalarıma odaklanmamı sağladı. Bana birer öğrenme
fırsatı tanıyabilecek her konuya da çok özel bir neden
olmadıkça evet diyorum yaşamımda. Yaşamım bir tenis maçı gibi geçiyor;
masanın bir yönü evetse, diğeri hayır. Önemli olan tenis topuna
isabetli bir vuruş yapmak gibi, isabetli bir zamanda ve güçte evet ya da
hayır diyebilmek.
Melih ARAT
 
 
BU HAYAT BİZİM
 
Belirli zaman aralıklarında belli hedeflere varmaya çalışın. Meselâ elinize aldığınız yüz sayfalık bir kitabı, o gün yatmadan bitirmek gibi.. veya 12 ciltlik temel bir eseri, herbir cildini bir ayda bitirerek bir yılda okumak gibi... Lüzumsuz sohbetlerden kaçının... Her gece o günün değerlendirmesini yapın... Meşguliyet değiştirerek dinlenin.. “ Bir işi bitirdiğinde başka bir işe başla ve yorul..” (inşirah.7) ayetindeki ilâhi mesaja kulak verin... gerçek istirahati kabre bırakın..! Batan güneş için ağlamayın.. yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin... Denemeden bilemezsiniz..! Hayattaki engeller aşılmak içindir.. takılmak için değil... Bir kapıyı vurmazsanız kapı açılmaz... Şevksiz insan, benzini bitmiş arabaya benzer.. hareket etmeye bile üşenerek canlı cenazeye döner... Başarılı olabilmek için, konunuzla ilgili çalışmaları yakından takip edin... Başarılı insanlarla görüşün. Kafanızı sakin tutun. Derdi hissi hale sokmamalısınız.. unutmayın yiğit düştüğü yerden kalkar.. kendinize acımayın... Problemleri dert etmeyin. Problemi değil, çözümü düşünün...Hiçbir başarı yoktur ki bir çalışmanın ve beklemenin sonucu olmasın.. beklemek önemlidir... Kuvvetle istemelisiniz... Ulaşılabilir bir hedefiniz olmalı... Umudunuzu kaybetmemelisiniz... Bir defa gayretle netice alacağınızı sanmayın. Kale kapısı bir defada açılmaz unutmayın..! Sabırlı ve kararlı olmalısınız...Güzel bir ahlak herşeyi olumlu düşünmeye vesiledir... Yeteneklerinizin neler olduğunu keşfetmelisiniz. Her insana farklı kabiliyetler verilmiştir... Hergün yarım gün çalışın... Tedbirli olun ama korkak olmayın. İnsan yönetimini bilin... Düşmanlarınızı düşünerek vakit harcamayın... Doğru, samimi, neşeli ruh halinizi koruyun...
 

KİŞİSEL BAŞARI
 
      Hayatta istediğini elde etmek için sihirli formüller ya da gizli öğeler yoktur. Önemli olan, işe yarayan şeyler üzerine odaklanmaktır. Başarı, odaklanmayı öğrenmekten ibarettir.
1-GELECEĞİNİZİ ALIŞKANLIKLARINIZ BELİRLER
     Alışkanlık, çok sık ve bu nedenle artık çok kolay yaptığınız şeydir. Sürekli yinelediğiniz davranıştır.
     Normal davranışlarınızın % 90´ı alışkanlıklara dayanır. Rutinler fazla olunca, insana bir tembellik çöker ve hayat sıkıcı olur.
     İşte size iyi haber: İstediğiniz zaman kendinizi yeniden programlayabilirsiniz.
     Diyelim ki maddi açıdan bağımsız olmak istiyorsunuz. O halde para kazanma ve kullanma alışkanlıklarınızı gözden geçirmelisiniz.
     On sekiz yaşından başlayarak her ay 100 dolarınızla yüzde on gelir getiren bir alana yatırım yapsanız altmış beş yaşına geldiğinizde 1.1 milyon doları aşan bir birikiminiz olur. Hatta 30 yaşına geldiğinizde hala birikim yapmaya başlamadıysanız bile, umutsuz durumda sayılmazsınız, biraz fazla çaba harcayacaksınız. Bu sahip olanları sahip olmayanlardan ayıran farktır. İstisna Yok politikası... Sağlıkta da aynı. Bir alışkanlık, 20-30 egzersizden sonra kesinlikle değişir. Alışkanlıklarınızı değiştirme alışkanlığı edinin.
     Her gün bir şeylerin olmasını sağlamak için, odaklanmış eylem, kişisel disiplin ve bir sürü de enerji gerekir. Kitlelerden farklı olmak ve benzersiz bir yaşam tarzının tadını çıkarmak istiyorsanız kabul etmelisiniz:Geleceğinizi alışkanlıklarınız belirler.
Gerçekten zengin olmak, yalnızca para sahibi olmayı değil, zengin, anlamlı ilişkiler kurmayı, sağlığınızı düzeltmeyi, kişisel ve mesleki yaşamınız arasında zengin bir denge kurup bunun tadını çıkarmayı da içermektedir.
     Başarılı Alışkanlıklar Formülü:
1-Üretken olmayan kötü alışkanlıklarınızı açıkça saptayın. ( Sigara içmek ; 20 yıl günde on sigara 73 000 sigara eder, İşleri ertelemek ; işler gittikçe birikir altında kalırsınız veriminiz düşer.)
2- Yeni, başarılı alışkanlığınızı tanımlayın. ( Sigarayı bırakmak ...Yeni alışkanlığınızın tüm yararlarını ve ödüllerini düşünün. Projeleri tamamlamak ; daha enerjik olmak, para kazandıracak çalışmalara zaman ayırmak, işinizi yazarak tanımlayın. )
3-Bir eylem planı yapın (İlgili yazıları okuyun, eski alışkanlığın yerine yenisini koymaya çalışın. Bir arkadaşınızla iddiaya girin. Ötekilerden uzak durun. Beyninizde onu bitirin. Eyleme geçin.)
     Unutmayın ki siz değişene kadar hiçbir şey değişmez .
     “Deliliğin bir diğer tanımı da yaptıklarımızın aynısını tekrar edip farklı sonuçlar beklemektir.” Einstein
     “Önceden düşündüğünüzde çok zor, ama yaptığınızda çok kolay.”
2-ABRA KADABRA DEĞİL, ODAKLANMA
     “Bir seferde bir konu üzerinde odaklanmak gibi alışkanlıklarım olmasaydı asla başarılı olamazdım.” Charles Dickens
     Her hafta zamanınızın çoğunu en iyi yaptığınız işe vermeli, öteki insanların da en iyi yaptıkları işleri yapmalarına izin vermelisiniz. Zamanınızın ve enerjinizin çoğunu, çok iyi yaptığınız şey üzerine odaklarsanız, sonuçta kazançlı çıkarsınız.
     Doğal becerileriniz üzerine odaklanın.
     Tarkan, bir dünya pop starıdır. Her konserinde yer yerinden oynuyor. Konser öncesinde sahne arkasına gidelim. Sahneyi ve organizasyonu hazırlamak için 200´ü aşkın insan çalışıyor. Sahnenin arkasında bir limuzin duruyor. Limuzinden Tarkan iniyor ve 30 000 kişinin kulakları sağır eden bağırışları içinde sahneye çıkıyor. İki saat boyunca müthiş bir performans sergiliyor, hayranlarını eve mutlu ve doygun gönderiyor. Sonra kendisini bekleyen limuzine atlıyor ve oradan ayrılıyor. 300 milyarın üzerinde kar yapıyor.
     Tarkan, öncelik odağı alışkanlığını iyi kullanıyor. Yani en iyi bildiği şeyi yapıyor. Albüm hazırlıyor ve konser veriyor.
     Bütün şampiyonlar, benzersiz becerileri üzerinde odaklanırlar. Ayrıca bunu geliştirmek için çalışırlar, çalışırlar, çalışırlar,,,
     ÖRNEKLER : Micheal Jordan, hergün yüzlerce atış yapmış, herkes bitirdikten sonra antrenmana devam etmiştir.
Ustalık alanınızı keşfedin.
     Jim Carrey´nin eşsiz bir yeteneği vardır. Yüzünü ve bedenini eğip bükerek bir lastik gibi en olağan dışı şekillere sokabilir.
     Carrey, yıldızlığa giden yolda pek çok engelle karşılaştı. Bir ara özgüven eksikliği ve sorunları nedeniyle iki yıl ara verdi. Dramatik rollerde oynamadı. “Pet Dedective” adlı bir filmde başrol aynaması teklif edilene dek sabretti. Bu film ona şekilden şekile girme yeteneğini gösterme fırsatı verdi. Bu film gişe hasılatı kırdı ve ona superstarlık yolunu açtı.
     Zor zamanlarında kendisine “verdiği hizmetler karşılığında” 10 milyon dolarlık bir çek yazdı, çekin üzerine bir tarih yazdı ve onu sürekli cebinde taşıdı. İşler zora girdiğinde Los Angeles´a bakan sakin bir tepeye çıkar, kendisini bir film yıldızı olarak hayal ederdi ve çekin üzerini okurdu.
     İlginçtir, bundan birkaç yıl önce The Mask filminin başrolünde oynamak için 10 milyon doların üzerindeki bir anlaşmaya imza attı. Anlaşmanın tarihi, yıllarca cebinde taşıdığı çekinkine çok yakındı .
     Hedefleriniz olsun Ve bunu en iyi yaptığınız şekilde, kendinize ait doğal ustalığınızla yapın. Geçen Haziran ayında günde 2 milyar kişisel cironuz varsa, Aralık ayında bunu 5 milyara çıkarın. Kişisel kazancınız şu anda aylık 1000 dolar ise, seneye aralık ayında 2000 dolar olmalı... Kendinize bir saatimin değeri nedir? diye sorun. Her saatiniz size kazanç getirebilir.
     Ne yapılması gerekiyorsa yapın. Önemli işlere ve projelere en kısa sürede dikkatinizi vermeniz gerekir. Çalışmaya devam edin ve kendinizi ödüllendirin çünkü siz bunu hak ediyorsunuz.
     En iyi yaptığınız şeylere bağlı kalın ve becerilerinizi daha da geliştirmeye devam edin.
     Başarıya 3 önemli engel:
1-Siz (Kafanızın içindeki olumsuz sese bir son verin)
2-Öteki insanlar (Ortalarda dolaşıp, olumsuzlukları, ümitsizliğini kusan insanlar)
3-Gereksiz telefonlar.
     Günde 3 saat tv izleme alışkanlığınızı 2 saate düşürürseniz, yılda 365 saat kazanırsınız bunu 40 saatlik çalışma haftasına bölerseniz 9,5 hafta kazanırsınız. Bu da yılda 2 çalışma ayı eder.

 
3- BÜYÜK RESMİ GÖRÜYOR MUSUNUZ?
 
 

     “Sorgulanmayan yaşam, yaşamaya değmez.” Sokrates
     Başarılı insanların başarılı olmasının bir başka nedeni de kafalarında geleceğe ilişkin heyecan verici resimler çizmeleridir. Einstein, özel bir düşünme arabasının içinde düşünüyordu. Zihninde lambayı resimleştirmişti. Hatta onu keşfedememenin 1200 yolunu bile bulmuştu.
     Zihninizde istediğiniz şeyin kristal berraklığında bir resmini çizebiliyorsanız, istediklerinize, hatta daha fazlasına mutlaka kavuşacaksınız. Önünüzdeki yılların “dev ekran” resmini zihninizde çizin.
     Hedef, elde edilene kadar sürekli peşinden gidilen değerli bir şeydir. Büyük düşünün. Kendinize öyle büyük hedefler koyun ki geceleri heyecandan gözünüze uyku girmesin. Hayatın size verebileceği çok şey var, neden payınıza düşeni almıyorsunuz.
     Hedef Kontrol Listesi
1-Hedefleriniz , size ait olmalıdır. Başkalarının başarı kavramı sizinkine uymayabilir. Medyadaki yaygın başarı tanımına dikkat edin. İşyerinizde kendinize ait hedefleriniz olsun.
2-Hedefleriniz anlamlı olmalıdır . Benim için gerçekten önemli olan şeyler neler? Nedenleriniz sabahları, canınız istemese bile yataktan çıkma isteğini ve enerjisini verir.
3- Hedefleriniz kesin ve ölçülebilir olmalıdır . Günde/ayda ne kadar kazanmak istiyorsunuz. Aylık gelirinizin ne kadar olmasını istiyorsunuz. Hedef rakamınız kaç? Kesin ifadeler kullanın. Sayısız bir hedef sadece bir slogandır.
4- Hedefleriniz esnek olmalıdır. Boğulduğunuzu hissettirecek kadar katı ve kesin olmamalı, önünüze daha büyük bir fırsat çıktığında kaçırmanın delilik olacağı bir fırsat çıktığında değişebilmelidir.
5- Hedefleriniz zorlayıcı ve heyecan verici olmalıdır. Pek çok şirket sahibi, yeni bir girişime başladıktan sonra duraklama devresine girer, işleri başından aşkın olur. Oysa ayrıntıları bırakıp yeni ve zorlayıcı hedeflere yönelmelidir.
6- Hedefleriniz değerlerinizle uyum içinde olmalıdır. Varlığınızın derinliklerinde tını yaratan, sizde güçlü duygular uyandıran değerlerle uyuşmalıdır. Borcunuzu ödemek için banka soymak doğru değildir. Başkasının satışını kendi üzerine kaydetmek gibi...
7-Hedefleriniz dengeli olmalıdır . Ailenizle zaman geçirmeli, eğlenmeye zaman ayırmalısınız.
8- Hedefleriniz gerçekçi olmalıdır . Yılda 10 Milyar kazanıyorsanız hedefiniz 3 ayda trilyoner olmaksa bu, kesinlikle gerçekçi değildir.
9- Hedefleriniz başkalarına da katkısı olmalıdır . Atasözü, “ne ekersen onu biçersin” der. Çevrenize bazen bir şeyler ısmarlarsanız, zamanınızı, uzmanlığınızı verirseniz, karşılığını alırsınız.
10- Hedefleriniz desteklenebilir olmalıdır . Büyük hayalleriniz olduğunda, büyük hayalleri olan diğer insanları kendinize çekiyorsunuz. Güvendiğiniz ve seçtiğiniz kişilerle paylaşın.
     Ana planınız olmalı, bunları yazılı hale getirin:
Dersanede ne yapmak istiyorum?
Ayda/haftada kaç kayıt yapmak istiyorum?
Ne öğrenmek istiyorum?
Ne kadar para kazanmak istiyorum?
     Resimli bir hayal defteri oluşturun .
     İstediğiniz yaşam tarzına ulaşmak için resimli bir albüm hazırlayın. Büyük bir fotoğraf albümü alın ve resim toplamaya başlayın. Örneğin hedeflerinizden biri Venedik´te bir tatil yapmaksa resimlerini bulun ve yapıştırın. Ailece gitmek istiyorsanız, yanına “ailemle Venedik´te 2 haftalık bir tatil yapıyorum” yazın.
     İleride çok başarılı bir sunumcu, iyi bir satışçı ya da müdür olmak istiyorsanız, bunun kurgusunu oluşturun ve fotoğrafını yapıştırın.
     Şampiyonların kullandıkları tekniklere öykünürseniz, siz de şampiyon olabilirseniz. Rekabette bir adım öne geçin.
4- EN İYİ DENGEYİ YARATMAK
     Çalıştığınız zaman çalışın, eğlendiğiniz zaman eğlenin. İşle eğlenceyi birbirine karıştırmayın.
     İşyerinde sabahtan akşama kadar çalışıp istediğiniz hedefe ulaşmadan geç saatlerde eve gidip ailenize ve kendinize zaman ayıramamak yerine çok ve akıllıca kaliteli çalışıp istediğiniz hedefe ulaşmak ister misiniz.
     İşte MERHaBA sistemi, böylece uyanık olacaksınız.
     Muhakemenin M´si :Buna enine boyuna düşünmek de diyebilirsiniz. Günün sonunda ya da yatmadan önce birkaç dakika durup düşünün. Gününüzü sizin yıldızı olduğunuz bir film gibi düşünün. Performansınızı nasıl buluyorsunuz? İyi yaptığınız şeyler nelerdi? Hatalarınızdan ders alın. Yarın yeni bir gün, yeni bir fırsat. Bunu günlük alışkanlık haline getirin.
     Eylemin E´si : Meşgul olmakla özel, planlanmış eylemde bulunmak arasında büyük fark vardır. Çok meşgul bir gün geçirebilirsiniz ama müdürünüz bunu kabul etmeyebilir, çünkü bunu kanıtlayacak bir şey yoktur. Sizin için en iyi sonuçları veren etkinliklere yoğunlaşın.
     RahatlamanınR´si :Gün içinde pilimizi yeniden doldurma zamanıdır. Mükemmel bir önerimiz var : RHO... Rahat ve Huzur için On beş dakika şekerleme yapın. Öğle yemeğinden sonra... Bu enerjinizi artırmanın harika bir yoludur.
     Hazırlanmanın Ha´sı : Güne hazırlanmaktan bahsediyoruz. Günün haritasını çıkarmak. İki yolu var:Ya bir gece önceden ya da o günün sabahında... Kimleri arayacaksınız, hangi kişilerle bağlantı kuracaksınız… Kötü çalışanları gözlemleyin: Sabah 10.30´da işe gelirler, 11.00´da kahvaltı için çaylarını beklerler, diğer çalışanları da meşgul ederek sabah sohbetlerini yaparlar, gazetelerine göz atarlar, ilk işlerini 12.00´da yaparlar. Buna bakarak günün kalanını da ne kadar verimli geçireceklerine karar verebilirsiniz.
     Bilgilenmenin B´si engeli bir günün bir özelliği de bilginizi artırmaya zaman ayırmanızdır. Gereken tek şey meraktır. Zirveye çıkmak istiyorsanız her gün 1 saatinizi kendinizi geliştirmeye ayırın.
Kitaplardan, ses ve görüntü kasetlerinden, iyi seçilmiş kitle iletişim araçlarından bilgi alabilirsiniz. Uyarıcı, zorlayıcı şeyler okuyun. Amvay ya da Avon gibi firmaların piyasada kasetleri var. Büyük kitabevlerinde kendini geliştirme ile ilgili CD veya kasetler bulabilirsiniz. Öteki insanları dinleyin, seminerlere katılın.
     Antrenmanın A´sı :Gerçek antrenmandan bahsediyoruz. Sağlıklı ve mutlu bir hayat için tabi ki spor yapmalısınız. Günde en az 15 dakika...
5- MÜKEMMEL İLİŞKİLER KURMA
     “Kimi insanlar hayatımıza girer ve neredeyse hemen hayatımızdan çıkarlar. Daha başkaları ise hayatımızda kalırlar, kalbimizde ve ruhumuzda öyle bir etki yaparlar ki biz bir daha eski biz olmayız.”
     Bir Hikaye
     O sırada annem 85 yaşındaydı. Kuzey İrlanda da yaşıyordu ve kalp krizi geçirmişti. Babam 16 yıl önce ölmüştü. Annemin durumu için kaygılanıyordum. Oradaki hastanede çalışan arkadaşım, beni arayıp annemin sağlık durumu hakkında sürekli haber veriyordu. Ama o ve ailesi birkaç gün sonra ailesiyle Kıbrıs´a tatile gideceklerdi.
     Arkadaşım aradı. İyi haber, annemi hastaneden çıkardıklarıydı ama hala çok güçsüzdü. Ve arkadaşım “Kıbrıs yolculuğumuzu iptal ediyorum” dedi. Ben ve eşim annen tamamen iyileşene kadar bizimle kalmasını istiyoruz. Dostlar bugünler içindir. O günden sonra arkadaşlığımız farklı bir boyuta geçti.
     Mükemmel ilişkiler için herkesin kazançlı çıktığı bir ortam oluşturun. İş yaşamında herkesin kazançlı çıkması, öteki kişiyi önemsemek, ister bir satış, ister bir anlaşma ya da iş görüşmesi, ister stratejik bir ittifak söz konusu olsun, karşınızdakinin de sizin kadar kazançlı çıkmasını istemek demektir.
Çekirdek Müşteri İlişkileri:
     Çekirdek müşterileriniz, işinizin kalbinde yer alan insanlardır. Eski memnun müşteriler, şimdiki müşteriler, çekirdek müşterilerinizdir. Bunlar sürekli sizden hizmet alırlar ve sizin başlıca gelir kaynağıdırlar. Yeni dönemler için referanslar oluştururlar, çünkü memnundurlar. Çekirdek müşterileriniz, gelecekteki büyümenizin pasaportudur. Onlara daha çok özen gösterin. Uzun vadede alacağınız ödüller çabanıza değecek.
     Bu müşteriler hakkında daha çok bilgi edinin. Ve gönüllerini alın.
     Müşterilerinize sorun:On puan almak için ne yapmamız gerek? İlişkiye önem verdiğinizi gösterir.
     Uzman Zihin Grupları
     Uzun süreli mükemmel ilişkiler için 5-6 kişilik uzman zihin grupları oluşturun. Bu kişiler duygusal, kişisel ve mesleki destek vermelidir. Grup aynı zamanda fikirlerini ve bilgilerini paylaşmaları, anlamlı konularla günlük sorunlar üzerinde tartışmaları için eşsiz bir forum oluşturur.
     Doğru insanları seçin, herkes gruba bağlı olmalıdır, grubun nerede, ne zaman, ne sıklıkla toplanacağına karar verin, konuyu belirleyin.
     Resmi olmayacak, samimi bir ortam oluşturun, sohbet havasında beyin fırtınası oluşturun.
     “Hayatta kazanmanın kaynağı neler bildiğinizden çok, kimleri tanıdığınızdır.”
6-GÜVEN FAKTÖRÜ
     Güney Afrika Devlet Başkanı Nelson Mandela, 1999 yılında 80. yaş gününü kutladı. Mandela, seksen yılının yaklaşık 26 yılını ırk ayrımına karşı yaptığı konuşmalar nedeniyle hapiste geçirdi. Bu sürede Mandela´nın öz güveni ciddi bir sınavdan geçmiş olmalıydı. Sonunda zafere ulaşması ve ülkesindeki en yüksek göreve seçilmesi, inancının ve kendine güveninin bir sonucudur.
     Korku, çoğu zaman yalnızca kafamızın içindedir. Bazen küçük meseleleri büyütürüz. İstediğiniz her şey korkunun öteki tarafındadır. Sonuca inanmanız gerekir.
GÜVENSİZLİK-KORKULAR
STRATEJİK PLAN
İşini Kaybetme
Öyle değerli bir eleman olun ki işinizi kaybetmeyesiniz. Güçlü yönlerinizi geliştirmeye devam edin. Odaklanın, mükemmel bağlantılar kurun.
Yalnızlık
Çevrenizde olumlu, destekleyici insanlar olmasını sağlayın. Verici olun. Kendiniz iyi bir dost olun.
Başarısızlık
Sizde sonsuz yetenekler var. Onu ortaya çıkarmaya çalışın. Unutmayın şu anda yeteneklerinizin % 15´ini kullanıyorsunuz.
Reddedilme
Reddedilmeyi kişisel bir şey olarak yorumlamayın. Biraz vurdumduymaz olun.
İhmal-Bilgisizlik
Her gün yeni bir şeyler öğrenmeye çalışın. Okuyun, çalışın, bilinçli olun. Bilgiyi kullanmak en büyük gücünüzdür.
Başarı
Başarının, çok çalışmayla, iyi planlamayla ve risk almakla geldiğini kabul edin.
GÜVENSİZLİK-KORKULAR STRATEJİK PLAN
     İşini Kaybetme Öyle değerli bir eleman olun ki işinizi kaybetmeyesiniz. Güçlü yönlerinizi geliştirmeye devam edin. Odaklanın, mükemmel bağlantılar kurun.
Yalnızlık Çevrenizde olumlu, destekleyici insanlar olmasını sağlayın. Verici olun. Kendiniz iyi bir dost olun.
     Başarısızlık Sizde sonsuz yetenekler var. Onu ortaya çıkarmaya çalışın. Unutmayın şu anda yeteneklerinizin % 15´ini kullanıyorsunuz.
     Reddedilme Reddedilmeyi kişisel bir şey olarak yorumlamayın. Biraz vurdumduymaz olun.
İhmal-Bilgisizlik Her gün yeni bir şeyler öğrenmeye çalışın. Okuyun, çalışın, bilinçli olun. Bilgiyi kullanmak en büyük gücünüzdür.
     Başarı Başarının, çok çalışmayla, iyi planlamayla ve risk almakla geldiğini kabul edin.
     Gelecek güzelliklere inananlarındır. Umutlarını gerçeğe dönüştüren şövalyeler kazanır ancak yaşam savaşlarını.
7-İSTEKLERİNİZİ SÖYLEYİN
     “Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi”
     “Kazanacağınız bir şey varsa ve kaybedeceğiniz bir şey yoksa, her ne olursa olsun istediğinizi söylemekten çekinmeyin.”
     Dünya isteklerini söyleyenlere yanıt verir. Hayatın temel gerçeklerinden biri “isteyin, alacaksınız” der. Bu kadar basit. Çocuklar, istediklerini elde edene kadar istemeye devam ederler. Yetişkin olunca etrafımıza çitler öreriz, isteme yeteneğimizi kaybederiz. Oysa çocuklar istedikleri her şeyi elde edeceklerine inanırlar.
     Açıkça, güvenle, tutarlı ve farklı bir biçimde isteyin.
Bazı insanlar bilginin güç olduğunu söylerler. Bu doğru değildir. Bilgiyi kullanmak güçtür.
     İsteklerinizi söyleyerek şirketinizi ve kendinizi güçlendirmenin yedi yolu:
1-Bilgi isteyin.
2-İş isteyin
3-Tanıklık için yazılı onay isteyin
4-Nitelikli referanslar isteyin
5-Daha fazla iş isteyin (artı satış)
6-Yeniden pazarlık yapmak isteyin
7-Firmanız ya da kendiniz hakkında daha çok bilgi isteyin.
     Hamburgerci McDonald´s, yıllar önce daha fazla iş istemek için benzersiz bir yol buldu. McDonald´s, personeline, insanlar bir hamburger ve içecek istediklerinde, başka bir istekleri olup olmadığını sorma eğitimi verdi. Bu tek soru şirketin bilançosuna 20 milyon dolar ekledi. Personelin sorduğu soru, “Yanında patates kızartması ister misiniz?”di. Besbelli pek çok insan “Evet, neden olmasın” yanıtını vermişti. Bu soruyu ne sıklıkta soruyorlardı? Her siparişte… Bu tekniğe “artı satış” denir. Araba alırken de aynı sorularla karşılaşırsınız; kasko, koruyucu cila vs.
     İstediğini Söyleme alışkanlığı dünyayı değiştirmiştir. Peygamber, insanlardan kendisine inanmalarını istemiştir. İnsanlar bu isteği kabul etti ve en büyük din doğdu. Martin Luther King, insanların eşit olmasını istedi ve kendi hayatı pahasına tarihin akışını değiştirdi, ikinci dünya savaşında Churchill Büyük Krallık halkından “asla, asla, asla vazgeçmeyin” dedi ve bu isteğiyle ülkesi işgalden kurtuldu.
     Cesaretle öne çıkın ve isteklerinizi söyleyin. Sonra da gidin ve alın.
8-TUTARLI KARARLILIK
     “Az sayıdaki insanı yücelten mucizenin kaynağı, bu insanların cesur, kararlı bir ruhun yönlendirmesiyle gösterdikleri çalışkanlık, uygulamalar ve sabırdır.” Mark Twain
Tutarlı ve kararlı eylemde bulunmadığınız sürece hayatta asla büyük sonuçlar alamayacaksınız.
     Rocky´yi hepiniz bilirsiniz. Şampiyon olmasının nedeni kararlı ve tutarlı olmasıydı. Maça bir yıl kala hazırlanmaya başlamıştı. Sabah karanlığında herkes sıcak yatağında mışıl mışıl uyurken Rocky, uyanıp çalışmaya başlıyordu. Ağır, vücudunu yoran saatler süren çalışmalar sonrasında şampiyonluk… Ve ne demişti:”Bir insan yapabiliyorsa bütün insanlar yapabilir.”
     Artık yapmak zorunda olduğunuz işleri sıralamaktan vazgeçin. Gücünüzü geri kazanın. Tutarlı seçimlerin hayatınıza getireceği özgürlüğün tadını çıkarın: Hergün üç saat tv izlememeyi seçiyorum. Sansayonel gazeteleri ve dergileri okuyarak zamanımı harcamamayı seçiyorum.
     Kişisel Bütünlük Faktörü
1-Her zaman doğruyu söylerseniz, insanlar size güvenirler.
2-İşleri söz verdiğiniz şekilde yaparsanız insanlar size saygı duyarlar.
3-İnsanlara kendilerini özel hissettirirseniz, sizi severler.

9-KARARLI EYLEMDE BULUNMA
     “Bir şeylerin değişmesi için önce sizin değişmeniz gerekir. Yoksa hemen hiçbir şey değişmez.” Jim Rohn
     Yaşamda gideceğiniz yolu belirlerken en güçlü müttefikiniz kararlılıktır. Üşengeçlik bir hırsızdır, umutlarınızı ve düşlerinizi sizden çalmak için pusuda bekler.
Ü Ş E N G E Ç L İ K
     Üşengeçlik nasıl da hınzır bir sözcüktür. Asıl önemli iki sözcüğünü (en geç) sizden saklar.
Üşengeçlik Nedenleri
Çözümü
Sıkılıyorsunuz
Daha yaratıcı ve yenilikçi olmalısınız. Bu enerji üretir ve yenilikte adrenalin düzeyinizi arttırır.
İşten Bunalıyorsunuz
Düşünün, sorun, karar verin ve eyleme geçin.
Güveniniz sarsılmış
Korktuğunuz şeylerin çoğu olmayacaktır. Boğulma korkusu nedeniyle gemiye binmemek çok eskilerde kaldı.
Öz değeriniz az
Siz herkes gibi yeteneklisiniz. Bu konuda okuyun.
İşinizi sevmiyorsunuz
1-Başarılı insanlar, başarısız insanların hoşlanmadıkları şeyleri yaparlar.
2-En iyi yetenekleri kullanacağınız işi yapın.
Dikkatsizsiniz-tembellik
Açık söyleyelim:Her gece oturup daha önce izlediğiniz 3, sınıf filmleri 3. kez izliyorsanız sizin zengin olma/başarılı olma şansınız yok.
  Paranın Sizin için anlamı ne? Herkesin para hakkında inançları vardır.”El kiri” mi? “Herşey” mi? Araç mı, amaç mı?
     Para, hizmete karşı bir ödüldür. Mükemmel hizmet ederseniz, para kendini gösterir. Para, kendini çekene gider. O yüzden çekici olmalısınız, yani insanlar sizin hizmetlerinizi, rakiplerinizinkilerden daha çok istemeli.
     Yılda 5 milyar kazananın 5 milyarlık alışkanlıkları vardır. 50 milyar kazananın 50 milyar alışkanlığı vardır. Para harcama alışkanlığınızı gözlemleyin.
     Ev ödevinizi yapın. Odaklanın. Paranın akışını, artmasını, büyümesini, en önemlisi de parayı en iyi nasıl çekeceğinizi öğrenin.
*Sevdiğiniz şeyi tutkuyla yaparsanız para zaten gelecektir.
*Okuyun, seminerlere katılın, kasetler dinleyin ve uygulayın.
*Evrensel başarıyı, zenginlik ve bolluk yasalarını inceleyin.
*Gelirinizin bir kısmını camiye veya sevdiğiniz yardım örgütlerine bağışlayın.
*Daha iyi olmak için durmadan çalışın.

10- AMAÇLI YAŞAMAK
     “Gerçek mutluluk budur:Yüce bir amaca sahip olmak.” Bernard Shaw
Neden kimi insanlar içlerinde yakıcı bir arzu duyarken, çoğunluk duymaz? Çoğu insan gündelik yaşamın gereklerini yapar durur. Neyi, neden yaptığından emin olmayan amaçsızca dolaşan öteki insanlar gibi olmamalıyız.
     Yaşamımızın bir düzeyinde hepimiz hayatımızın anlamını öğrenmek isteriz.
GÖREVİNİZ
     Bırakın başkaları küçük hayatlarla yetinsin, siz sakın yetinmeyin.
     Bırakın başkaları küçük şeyler üzerine tartışsın, siz sakın katılmayın.
     Bırakın başkaları küçük acılara ağlasın, siz sakın ağlamayın.
     Bırakın başkaları geleceklerini başkalarının ellerine versinler, siz sakın vermeyin.
     Jim Rohn
     Amaçlı çalışmak, bir şeyleri derinden önemsemek anlamına gelir. Amaçlı yaşadığınızda bir işe yaradığınızı hissedersiniz. Yaşadığınız toplumda bir etki yaratabilirsiniz, bunun için ünlü biri olmanız gerekmez.
     Dünyada yalnızca yaşamak için değil, fark yaratmak için varsınız. Fark yaratma yeteneğinizi kullanın.
     Hayat standartları, yaşam tarzı, zenginlik ve yoksulluğu belirleyen, dış dünyadaki olaylar ya da koşullar değil, kişinin İçsel Varoluş durumudur. İçsel Varoluş Düzeyiniz düşükken, aynı anda dışarıda daha yüksek bir Varoluş Düzeyinde olmanız olanaksızdır.
     “Bir şeyi istediğiniz zaman ona ulaşmanız için bütün evren elbirliği yapar.” Simyacı
     Üst varoluş düzeyine çıkmak için, hayatın gerçekte nasıl işlediğini anlamalısınız:
Merdiven
     Güvensizlik yüzünden ilerlemeyen insanlar-Bahanelerle yaşarlar
     Uyanma devresi-Bilinçli riskler alırlar, anlamaya çalışırlar.
     Kendini Gerçekleştirme aşaması-Bilinçli ve uyanık, kişisel bütünlüğe sahiptirler.
     En üst varoluş düzeyi-Hayat anlamlı bir akıştır. İnsanlara yardım vardır.
     En üst Varoluş Düzeyinde amaçlı yaşamak, dünyada bir fark yaratmak istediğinizi gösterir. Bu düzey olabileceğiniz en doyurucu yerdir ve size muhteşem hediyeler sunar.
     Bu düzeyde hayatınız neşe dolu olur, huzurlu olursunuz ve yeteneklerinizi en iyi şekilde ifade edersiniz.
     Öyleyse aramaya hız verin. Kendinizi ve oynamanız gereken rolü daha iyi anlamaya çalışın. Hayat bir yolculuktur. Sorumluluğunuz giderek artacak. Demek ki farklı kararlar vermek zorunda kalacaksınız ve bu her zaman kolay olmayacak.
     Hayatı zenginleştirmek bir süreçtir. Bunun için zaman harcamanız, gerçekten çalışmanız ve içinizde bugün olduğunuzdan daha fazlası olma isteği duymanız gerekiyor.

 
SONUÇ
 
     Bu Sizin Yaşamınız... Haydi İş Başına... Hemen, Şimdi...
     En büyük göreviniz yarın başlıyor: Burada yazdıklarımızı uygulamak... Sizinle burada paylaştığımız stratejiler gerçekten işe yarıyor. Bunlar yaşamınızda çok büyük, olumlu değişiklikler yaratabilir. Ama önce bu değişimi yapmayı seçmelisiniz.
     Unutmayın ki bu dünyayı gerçekten değiştirebilirsiniz. Bu sizin hem sorumluluğunuz, hem de kaderiniz. Şimdi cesaretle ve umutla yola çıkın. Geleceğiniz sizi bekliyor, ona sımsıkı sarılın.
     “Sık sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmak; dürüst eleştirmenlerden takdir toplamak, sahte dostların ihanetlerine katlanmak; güzelliğe beğeniyle bakmak, öteki insanlarda en iyiyi görmek; ayrılırken, dünyayı, ister sağlıklı bir çocukla, ister bir bahçeyle, isterdaha iyi toplumsal bir durumla daha iyi bir yer olarak bırakmak; siz yaşadığınız için bir canın olsun daha rahat soluk aldığını bilmek. Başarılı olmanın anlamı budur. R. Waldo Emerson
Kaynak: Dersanem Dergisi
Kişiselbaşari.com
Geliştiren sözler
-Karşındakini yargılama. Tenkit etme. Başkalarını kötüleyeceğimize, onları anlamaya çalışalım. Onların yaptıkları şeyleri ne için yaptıklarını gözetelim ve araştıralım. Bu tarz hareket insanlar arasındaki sempati, müsamaha ve nezaketi besler.
Tenkit, insanı müdafaa vaziyeti almaya ve kendini haklı göstermek için uğraşmaya sevk ettiği için zararlıdır. Hatta tehlikelidir. Çünkü, insanın hayatta en çok kıymet verdiği izzet-i nefsini yaralar. Her insanın kendine verdiği öneme dokunur, hiddetini körükler. Eğer tenkit edilecekse, başkalarının hatalarını tenkit etmeden önce kendi hatalarınızdan söz ediniz. Sizin böyle kendi hatalarınızdan söz etmeniz başkalarını kendi hatalarını kabule teşvik eder. Onların hatalarını, bir vasıtadan faydalanarak gösteriniz.
 

2- İnsanları teşvik ediniz. Düzeltmek istediğiniz yanlışları kolaylıkla ıslah edilecek gibi gösteriniz. Yaptırmak istediğiniz işi karşınızdakinin kolayca başaracağınıza inandırınız. İş yaptırmak için rekabet hissini hızlandırmak gerekir.
İnsanların en güzide meziyetleri takdir ve teşvik ile gelişir.
SCHWAB
3 Hiçbir münakaşa kazanılmaz, münakaşadan çekinin.
“ Şunu bunu ispat edeceğim ” diye söze başlamak doğru değildir. Bu şekilde
hareket bir meydan okumadır. Meydan okumalar muhalefet uyandırır ve muhatabınızı sizinle mücadeleye sevk eder.
Olabilirsen başkalarından daha akıllı ol. Fakat onlara daha akıllı olduğunu söyleme.
Lord CHESTERFIELD
,
 
4-* Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma; gittiğin yol, paran, bir de mezhebin. Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar. Bir-iki kimseye söyledin mi, artık o sırra veda et. İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır. MEVLANA
 

5-"Başarıyı hedef alın,mükemmel olmayı değil. Yanlış yapma hakkından vazgeç-meyin,vazgeçerseniz
yeni şeyler öğrenme ve gelişme imkanını kaybedersiniz. Unutmayın : Mükemmelliyetciliğin arkasında korku yatar. İnsan olduğunuzu hatırlayarak korkularınızı göğüsleyin. Daha mutlu ve daha etkili olursunuz."
DAVİD M.BURNS.
 
 

6-
" İlim adamları olmasaydı,insanlar hayvanlar gibi olurdu. Çünkü alimlar insanları, öğretim vasıtasıyla barbarlıktan çıkarıp insanlık seviyesine yükseltirler."
İmam-i Gazali
 

7-Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatli seylerin sarhosu oldukça, ruhunun üzüm salkimini görebilir misin ki?  MEVLANA
 
8-Birinin basina toprak saçsan basi yarilmaz. Suyu basina döksen, basi kirilmaz. Toprakla, suyla bas yarmak istiyorsan, topragi suya karistirip kerpiç yapman gerek.MEVLANA
 
9-ÇALIŞ… ZİRA İNSAN BEDENi HAREKETE DÖNÜK OLARAK PLANLANMIŞTIR.Hayat bisiklete binmek gibidir.Pedalı çevirdiğiniz sürece düşmezsiniz. Claude Peppeer
 
10-Dünya üç gündür; dün, bugün ve yarın. Dün geçti. Yarının geleceği belli değil. Öyle ise; bugünün kıymetini bil!
 
 
 Derleme:Kisiselgelisim.com

 
KAÇABİLMEK
Kaçarken Çıkardığımız Topuk Sesleri Hayatı Kırar Kaçıp giderken umutsuzluğun adı konmamış kimliksizliği yakasına yapışmasa insanın,kolay olur belki vazgeçişler..Vazgeçerken kimden ve neden vazgeçtiğinin farkında midir insan..sorgusuz sualsiz yalnızlıklara savunmasiz atarken kendini,avazı olacak.. sesi olacak bi ışık bulmak çok mu zordur..giderken yanında umutsuzluğununda katık oldugu yolculuklar,dönüp dolaşıp aynı adreslerde bitmez mi?? içimde hayatın uyandırdığı aynada yabancı sureti,birbaşına sokaklarda ip atlarken,sek sek oynarken görsem inanır mıyım onun ben olduğuna..cinneti doğuran saatlerin sonsuz acımasızlığına aldırmadan yok saydığımız umutsuzluklar,birileri birazcık daha çok sevsin diye verdiğimiz çabalar,parmak ucundan tutunduğumuz hayatın arkasnda küçüldüğümüz duvarlar da mı artık tanıdık değildir bizee..insanlar..hem korktuğumuz..hem de korkularımızdan siğinmak için usul usul sığındığımız insanlar..onlar ne kadar yandaştır ki bize hayata tutunmak için verdiğimiz olanca mücadelede,son pamuk ipliğimizi paslı makaslarla kesenlere karsı..Kaçmak çözüm olsa keşke..kaçarken çıkardığımız topuk sesleri hayatı kırmasa..yüreğimizde ogünün acılarını tasımadan kaçsak her tercihin bi vazgeçiş olmadığı yerlere..ve keşke birine evet demek tüm dünyaya hayır demek olmasa ..

Hayat Bir Enerjidir

Vücudunuz yetenekli bir enerji dönüşüm merkezidir. Taşıdığınız trilyonlarca hücre, besinlerle aldığınız gücü enerjiye çevirebilen organcıklarla donatılmıştır. Yiyecek ve içeceklerle aldığınız gücü kullanılabilir enerjiye çeviren süreçler, müthiş bir düzen içinde tıkır tıkır işler.
Bu süreçleri etkileyen pek çok faktör var. Yaşınız, cinsiyetiniz, hormonal metabolik yetenekleriniz, genetik mirasınız ve kişisel sağlık hikayeniz bunlardan bazılarıdır.
HAYAT bir enerjidir. İhtiyacı olan enerjiyi beden ve ruhun o müthiş işbirliğinden alır.
Yürümek, koşmak, konuşmak, duymak, uyumak, gülmek, kızmak, yazmak gibi hayata ilişkin pek çok şey bu enerjiyi kullanır.
Ne vücudunuzun bol bol enerji üretmesi, NE de kalorileri yüklenmesi kendinizi canlı ve güçlü hissetmenize yetmez. ´Enerji´ ve ´canlılık hissi´ arasındaki ilişkiyi sadece kaloriler belirlemez.
Canlılık hissinde, biraz ruh sağlığının ve biraz DA duygusallığın yeri olması gerekir.
Coşkuya Önem Verin
Enerjik ve canlı kalmayı, eskilerin deyişi ile ´taş gibi olmayı´ istiyorsanız, hayatın gücünü sadece yediklerinizde, içtiklerinizde aramayın. ´Hayat çorbası´nın içine birer tutam huzur, coşku, sevinç ve birer parmak keyif, heyecan ve ümit katmaya bakın!
Hayat enerjisinin sadece yedikleriniz, içtiklerinizde gizli olmadığının farkına varmalısınız. Sağlığın ´bedensel ve ruhsal tam bir iyilik hali´ olduğunu unutmayıp fiziksel metabolik süreçlere takılıp kalmamalısınız.
Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun-göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız. Saydığımız bu ve benzeri sorunlar, çoğu kez bedenden kaynaklanmıyor.
Biraz korku, endişe, üzüntü veya güvensizlik dolu olan tabancayı bir anda patlatıyor.
Eğer ruhsal enerji üretiminizin yeterli olmasını istiyorsanız şu önerileri bir kenara not alabilirsiniz.
Aceleci Olmayın
Yavaşlayın. Sağlıklı bir ruh, bedeni ile yan yana yürüyen, ona gecede gündüzde, korkuda sevgide, tasada, endişede eşlik edendir.
Ruhunuzu bedeninizden ayırmayın, onu koşturup yormayın.
İşe ´yavaşlayarak başlayın´.
Ruhunuzu hayatın doğal hızına, olağan ritmine bırakın. Yemenizi içmenizi, aşık olup sevmenizi, yürümenizi, düşüncelerinizi, mümkün olduğu kadar yavaşlatın.
Acele etmek için çok DA acele davranmayın.
Beden ve ruhunuza baş başa kalmaları, konuşup anlaşmaları için zaman bırakın.
Daha yavaş yemeye, dinlenmeye, uyumaya, zamanı uzatıp daha fazla yaşamaya, hayatı daha çok paylaşmaya bakın.
Eğer hayata daha çok değmek, huzur, keşif, neşe eklemek, hayatı geçmemek istiyorsanız birinci adımın hep aynı olduğunu unutmayın.
İşe yavaşlayarak başlayın.
Dirençli Olun
 
Size daha çok sağlık veren şeyin yalnızca pasta, börek, hamburger ve kurabiyelere gösterdiğiniz direnç olduğunu sanmayın.
Kaliteli ve formda bir hayat istiyorsanız direnmeniz gereken çok şey var:
Karamsarlık, korku, endişe, panik, hiddet, kızgınlık, kabalık, kin ve nefreti hayatınıza sokmayın.
Kızıp Sinirlenmeyin
 
Kızmayın, sinirlenmeyin. Her şey, her zaman daha önce hesaplanan, ölçülüp biçilenden farklı boyutlar kazanabilir.
Çevrenizde sizi üzen, bunaltan şeyler bazen yoğunlaşabilir.
Bunları ´çevresel kirlenme´ gibi algılayın.
´Huzurlu olmak, içe dönük yaşamda daha önceden örgütlü olmaktır. Kafa karışıklığı, güçlük, çatışma ve karşıtlıklar hep olacaktır.
Marifet, bu durumlarda DA sinirlenmemek, kızmamaktır.
İç sükuneti, olabildiğince korumaktır´ diyor Vincent Peale. Huzur ve sükunetin ürettiği enerji, temiz ve organik bir enerjidir.
Kızgınlık, öfke, nefret gibi zararlı katkıları ihtiva etmez.
Daha Çok Sevin
Daha çok hayat enerjisi üretmenin en kolay yolu daha çok sevmektir.
Sınırsız, karşılıksız sevmektir. Sevgi oktanı en yüksek, fiyatı en ucuz yakıttır.
Bagajınıza daha çok sevgi yükleyin.
Bazen Boyun Eğin
Kabul edin! Gerektiğinde direnmelisiniz. Ama uzun süreli dirençlerin, beyhude karşı gelmelerin, uzamış streslerin adrenalin, kortizon ve ensülin gibi fazlası can yakan hormonları artırdığını bilmelisiniz.
Biraz şans, kader, kısmet ve biraz DA ilahi takdir hayatın içinde mutlaka yer almalıdır.
Böyle durumlarda Nehru´dan yararlanın:
´Hayat iskambil oyununa benzer. Elinize gelen kartlar gerçekliği temsil eder.
O kartlarla oyunu nasıl oynadığınız ise özgür iradenizi...´
Elinize iyi kartlar gelmediğinde, mevcut kartlarla yetinin. Bekleyin, Kabul edin,
´Bu DA geçer´ deyin.
Hayat sonsuz bir enerjidir. Bu enerjiyi sürekli olarak üretmek, üretirken tükenmemek, tüketmemektir.
Kirletmemek ve iyi yönetmek gerekiyor. Marifet hayatı uzatmakta değil, hayatı mutlu kılmakta, ona yeni ve farklı hayatlar ekleyip ritmini ve hızını bozmamaktır.
 
Sevgili Can Dündar çok haklıdır!
İnsanlar şişirilen kasları, silinen kırışıklıkları ile genç kalmıyor.
Genç kalmak, yaşadığıyla övünebilmek, istediğinde başını alıp gidebilmek, istediğinde kaldığı yerden ya DA sil baştan başlayabilmektir.
Hayata taraf olmaktır.
Hayatı ıskalamamaktır.
Hayatın içinde kalmaktır.
Hayata her yaşta ve her sabah yeniden başlamaktır...
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

DERVİŞTEN NASİHATLER
 
Emanete ihanet etmeyin..
Halinizden şikayet etmeyin..
Büyüğünüze emretmeyin..
Boş şeylerde israr etmeyin..
Cahillerle sohbet etmeyin.
Nefesinizi boşa tüketmeyin..
İnsanları bekletmeyin..
Etrafınızı kirletmeyin.
Hayatınızı mahvetmeyin..
Kimseye minnet etmeyin.
İnsanları yüzüne karşı methetmeyin..
Kimseye küfretmeyin..
Kötülüge meyil etmeyin..
Malınızı boşa sarf etmeyin..
Sırrınızı açık etmeyin..
Her şeyi merak etmeyin..
Suçunuzu inkar etmeyin..
Şerefinizi kaybetmeyin..
 
Vatanınızi terk etmeyin..
 
İyiliğe niyet edin..
Büyüklere hürmet edin..
Sıkıntıya sabredin.
Aza kanaat edin..
Sözünüzde sebat edin..
Bildiğinizle amel edin..
Hatanızı Kabul edin..
Yaramaz ise def edin..
Varken tasarruf edin..
Alimlerle sohbet edin..
Nefsinizle inat edin..
Sofranıza davet edin..
Zararlıysa men edin..
Seviyorsanız ifade edin..
Kalpleri fethedin..
Misafire ikram edin..
Muhtaca yardım edin..
Bilseniz de istişare edin..
Tehlikeye dikkat edin..
Hakkı teslim edin..
Unutacaksanız kaydedin..
Esirgemeyin lütfedin..
Gariplere merhamet edin..
Kazanmaya gayret edin..
Çalışanı takdir edin..
Başarıyı tebrik edin..
Mazereti Kabul edin..
Her an tevekkül edin..
Hastaları ziyaret edin..
Çocuğunuzu terbiye edin..
İyiliği emredin..
Kötülüğü terk edin..
Herkese tebessüm edin..
Güvenseniz de kontrol edin..
İnanmayana ispat edin..
Fakirleri gözetin..
Hayır için sarf edin..

Kendin Ol, kendin Kal, Hayatı Yakala
Tercihler, eğilimler, istekler o kadar çok ki!... Arasından birini seçmek, biri olmak, birine yada birilerine benzemek, ya da kendin olmak.Kaç kişi başardı kendi olmayı, kendi gibi kalmayı başaran? Kaç kişi başardı, kendinden söz ettirmeyi...
Kendin olmak nasıl birşeydi, kendin gibi düşünmek ve kalabalıklar arasında kendin gibi kalmayı başarmak.Birilerine benzemeden, birilerini taklit etmeden, kendinden vazgeçmeden, kendin gibi kalmak.Birileri varsın a sosyal desin, birileri kalksın tuhaf desin, birileri kalksın çok esrarengiz desin, birileri de kalksın sıradan değil; çok farklı desin... Ama değişmeden, bukalemum gibi şekilden şekile girmeden kirpi ol, sincap ol, ne olursan ol ama kendin ol.
Kendin gibi kalmak, sırdan olmamak, sesinin tonundan bile seçiler olmak, tanınır olmak. İnsanlar arasında, kalplerde, beyinlerde bir iz bırakmak. İşte bence insan olmak belkide böyle birşey olsa gerek.
Hayatı sevmek; kendini sevmekle başlar. Kendini, kişiliğini, öz benliğini (hatasıyla-sevabıyla, doğrusuyla-yanlışıyla) kabul etmekle başlar. Kendini kabullenmeyi başarabiliyorsan, kendini her yönünye sevip; güzellikleri yaşatıp, çirkinlikleri törpüleyip sıyırıyorsan hayatından, başkalarına benzemen istemek, başkaları gibi olmak niye!
Başkalarının başarısını, başkalarının duruşlarını, başkalarından birşeyleri, kendine yakıştırmak, kendine mal etmek niye. Kendin olmak, kendi güzelliğinle, kendi farklılığınla dünyaya yeni bir renk katmak varken, bu benzerlik, bu taklit, bu yok oluş neden...Var olmak, doğaya, yer yüzüne yeni bir renk katmak varken; bu benzerlik, bu keşmekeşlik neden?
İnsan olmak, insan kalmak; insancık olmamak adına, kendin ol, kendin kal; hayatı yakalamanın ilk formülü; KENDİN OLMAK... Kendi renginden renk katmak, kendi ışıltınla etrafına ışık saçmak varken; başkalarının karanlığıyla örtünmek niye. Hayat önce KENDİN OLMAK VE SONRASINDA KENDİN GİBİ KALMAKLA BAŞLAR.Unutmayınki; taklitler sadece ve sadece aslını yaşatır; sizi ise bu hayat yolunda siler, süpürür...
 
Mechul bir mezar gibi, mechul bir yabancı gibi vadalaşırsın hayatla.
Hayatı kıyısından, köşesinden yakalamayı isteyenlere; kendi rengi, tınısını, ışığını yansıtmak isteyenlere ithaf olunur....
 
HAYAT HERŞEYE RAĞMEN..
Bu gezegende yaşarken tek bir şeyden emin olabilirsiniz: aksilik. Er ya da geç, birşey planlarınızı sonuçsuz bırakacaktır. İşin iyi yanı şudur; hiçbir olay, siz öyle olduğunu söylemedikçe, dünyanın sonu değildir. Aksilik, kaçınılmazdır ve hem içinizdeki gücü test etmek, hem de kişisel gelişim için bir fırsat sunmak üzere ortaya çıkar.
 
Webster´s New World Dictionary´ye göre aksilik, "talihsizlik, perişan ve sıkıntılı bir durum, bir facia ya da bir felaket" olarak tanımlanır. Bunun anlamı, küçük bir olaydan yaşamı alt üst eden bir felakete kadar çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğidir. Aksiliğin sizi etkileme derecesi, bakış açınız, geçmiş deneyimleriniz ve kişisel gelişim düzeyiniz ile belirlenir.

Her şey yolunda gittiğinde, yaşamak kolaydır. Esas zorluk, aksilik sizi iki gözünüzün ortasından vurduğunda kendinizi iyi hissetmeye devam etmektir. İşte bu noktada, iç konuşma, yaşamsal önem taşır. İç konuşma, kendiniz hakkında düşündüğünüz ve söylediğiniz şeydir. Bunu kendi kafanızda yapabileceğiniz gibi, başkalarına yüksek sesle de ifade edebilirsiniz. Aksilik yaşamınıza girmeden önce yapılan iç konuşma, aksiliği atlatma konusunda en az aksilik sonrası yapılan iç konuşma kadar etkilidir.
Aksilik öncesi yapılan iç konuşma, özgüveninizi harekete geçirip destekler ve yolunuza ne çıkarsa çıksın mücadele etme yeteneğinizi güçlendirir. Aksiliği yaşamadan önce kendinizi nasıl hissettiğiniz, aksiliğin sizi etkileme biçimi ve onunla nasıl başa çıkacağınıza ilişkin kararınız ile yakından ilgilidir. Olumsuz iç konuşma, aksilikten kurtulmayı zorlaştırır ve kendine gelme sürenizi belirsiz bir biçimde uzatır; çünkü, bu tür bir iç konuşma, koşullarınızı kabullenip ileri doğru hareket etmenizi engeller. Ne var ki, aksilik öncesi iyimserliği ve özgüveni telkin eden bir iç konuşma yaparsanız, olumlu bakış açısını korumak kolaylaşır. Örneğin, sürekli olarak cesaretlendirici bir iç konuşma yaparsanız, özgüven ve kendinize ilişkin güçlü bir imge geliştirirsiniz ki bu da akran baskısının, kaybın, kırıcı konuşan insanların ve aksi giden diğer koşulların etkisini hafifletir.
Aksiliğin ardından bilinçli bir iç konuşma yapabilirsiniz. Bu konuşma, durumun etkisini azaltır; yaratıcılığı geliştirir; iyimserliği destekler ve kendinize dair sağlıklı bir imge oluşturur. Böyle anlarda şu düşünceleri tekrar etmek istersiniz: "Bunu atlatacağım" ya da "Bu, sadece basit bir aksaklık; üstesinden gelip yoluma devam edeceğim". Önemli olan, bilinçli olarak, olumsuzdan çok, olumlu bir iç konuşma yapmaktır. Bunu, iç konuşmanızı gözlemleyerek başarabilirsiniz.
Kendiniz hakkında ne düşündüğünüzün ve söylediğinizin farkında olmayı amaçlayın. Böylece, iç konuşmanızın mevcut eğiliminin, olumlu mu olumsuz mu olduğuna, korku mu umut mu taşıdığına, en önemlisi de kim olduğunuza dair olumlu bir imge yaratıp yaratmadığına karar verebilirsiniz. Aksilik durumunda, iç konuşmanızın, "Yapmalıydım" ve "Yapabilirdim" düşünceleriyle geçmişe saplanmasını engelleyin.
İç konuşmanızın gidişatının bilincinde olmak, konuşmanın sizi, niyetinizi ve hedeflerinizi desteklemekten aciz kalması halinde yönünü değiştirmek için gerekli zihinsel çevikliği kazandırır. Örneğin, bir aksilikle karşılaştığınızda, kendinizi zor durumlara düşürme becerinizi vurgulayan bir iç konuşma, destekleyici olmaktan uzaklaşıp, olumlu bir öz imge yaratmakta başarısız olacaktır. Şaka yollu söylenmiş olsa bile bu yorumlar eşit derecede yıkıcıdır; çünkü mizah, kendiniz hakkında doğru olduğuna inandığınız birşeyi maskelemekten başka işe yaramaz. Ayrıca bu yorumlar, bir mıknatıs işlevi görür ve bu türden daha fazla deneyimi kapınıza çeker.
İç konuşmanızın aşağı çeken bir sarmal haline gelip gelmediğini anlayabilmek önemlidir. O hale gelmişse, iç konuşmanızın aksilikten kurtulma yeteneğinizi köreltip köreltmediğini kendinize sormanız gerekir. Yanıtınız, olan bitenin diğer tarafına geçmenize yardımcı olacak bir iç diyaloğu ateşleyecektir. Kendinizle sürekli, bir kurbandan çok, "Bunu atlatabilirim" ya da "Ben ayakta kalmayı becerebilen biriyim" türü düşüncelerle kurtuluşu teşvik edip destekleyen biri gibi konuşarak bu süreci kolaylaştırabilirsiniz. İç konuşmanızın gidişatını dönüştürmek, farkındalık, arzu ve bilinçli bir çaba gerektirir; sonuçlar, gösterdiğiniz bağlılığa değer.
Aksiliğin üstesinden gelmek için iç konuşmayı kullanmanın bir başka yolu, bir aksilik durumunda, enerjiyi, tutkuyu ve başlangıçtaki hedefinizi tekrar ateşlemek üzere kullanabileceğiniz olumlu önermeler tasarlamaktır. Bu önermeler, "Bunu yapabilirim" ya da "Her tür engeli aşabilirim" demek kadar temel nitelikli olabilir. Defalarca tekrarlanan bu önermeler, çok güçlü bir etkiye sahiptir ve en yıkıcı aksiliklerde bile kendinizi desteklemeniz için bilinçli bir yol sunar.
İç konuşma, kendini gerçekleştirme yoluyla sefaleti bile olumlu bir duruma dönüştürme imkanı verir. Bu süreç, "Yapamam", "Yapmam" ve "Deneyeceğim" ile başlayan kuşkulu dili terk edip, yerine siz ve ne yaptığınız hakkında kararlı düşünce ve önermeleri koyar. Aksilik, sizdeki en iyi şeyleri alıp götürmeye çalıştığında, bu dilsel dönüşüm, güveni pekiştirir, özgüveni artırır, kararınızı güçlendirir ve gerek tutumunuza, gerekse hislerinize yönelik zararlı etkileri sınırlar.
Aksilik yönetiminde etkili bir başka unsur da mükemmellik beklentinizdir. Elbette, mükemmelliği teşvik eden iç konuşmalar yapmak istersiniz; ama aksilik, beklemeniz ve hazırlıklı olmanız gereken birşeydir. Yaptığınız her şeyde mükemmel olmama ihtimalini mutlaka göz önünde tutun ki işler planlandığı gibi gitmediğinde sağlıklı düşünebilin ve zihinsel çevikliğinizi koruyabilin. Böyle bir kafa yapısına sahip olmak için, açık fikirliliği ve çözüm odaklı düşünmeyi teşvik eden bir iç konuşma yapın.
Yaşamda karşılaştığınız aksilik ne olursa olsun, bunun yolunuza çıkan ve aşmanız gereken bir engel olduğunu unutmayın. Bu engeli aşarak, daha sonra işinize yarayacak birşey öğrenmiş ya da yaşamış olursunuz. İç konuşma, her gün yaptığınız birşeydir. İç konuşmanızı sürekli gözlemleyin. Bu sayede, her zaman bir adım önde olacaksınız.

Yazar: Michael J. Russ
İnsanın düzeltebiceği şey kendisidir.
 
Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin.
Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç.
Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.
Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı.
Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar,
tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir.
Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.
Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.
Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur.
Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle.
Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.
Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.
Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.
"Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum.
Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.
Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan,
bu belki bütün gün hırladığın içindir.
Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin.
Şimdi başla! Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.
Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.
Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven.
Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmamasıgerekiyordu.
Herhalde bunu ona hiçkimse söylemedi ki, uçuyor.
Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve
saklamakla geçiren
insanlar, sonunda, en çok istediklerinin
satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.
Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme!
Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.
Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.
İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.
İnsanin tüm evrende kesin olarak düzeltebileceği tek bir şey vardır:
o da KENDINSIDİR...
 
 
Tuz ve Su
Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.

- "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle

- "Acı" diye cevap verdi.

Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu :
- "Tadı nasıl?"

- "Ferahlatıcı" diye cevap verdi
genç çırak.

- "Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam,

- "Hayır" diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam,suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:

- "Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle
ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."


Evde bazen iş yaparken bir yerlerimi çarparım acısını hissetmem, bazen de elim parmaklarım yada her hangi bir yerim kesilir, çizilir hiç canım yanmaz. O zaman şunu fark ederim ben çok neşeliyimdir, her şey yolundadır, kafamda hiçbir şeyi problem yapmayacak kadarhuzurluyumdur.. Bazen çok duygusal yada ne bileyim anlık üzüntülü bir anda bana bedenime zarar veren minicik bir çizik bile izdırap vererek gözyaşlarıma sebep olur.

Yaşamda karşılaştığımız her türlü sorunu istıraba dönüştürüp onu bir bardak içine hapsedecek kadar küçültürsek kendimize öyle zarar veririz ki çıkarıp atmak mümkün olmaz, hasta eder bizi, sağlığımızı kaybettirecek kadar büyür. Oysa paylaşmak, yardım almak, sevdiklerimizin desteği ile çözüm arayarak, değil göl denize çevirmek, savurmak gerek ki bize verecek zararı, hırpalanmayı, üzüntüyü kökten yok edemesek de azaltmayı başarabilelim.
Yüreğimizi biraz ferah tutmayı başarabilmeliyiz.

Kendimizin veya çok sevdiklerimizin başına gelen kötü bir durumun dışında çok fazla dert etmemeye, büyütmemeye gayret etmeliyiz sorunları. Eger direnme ve sabır gücümüz varsa, etkileyecekse yaşamı
mücadele edip alt etmek lazım. Yoksa kendimizi atarsak o sorunların içine, düşüncelerimizde büyüte
büyüte hastalığın kapısını aralamış oluruz.
Tuz basmamalı acıtır insanını canını, acılar biriktikçe artar sancısı, suyla yıkamak lazım, yanı sevdiğimiz, dostumuz ya da paylaşmaya değer bulduğumuz arkadaşlarımızla konuşmalıyız , mutlaka. Her zaman savunuyorum
neşe, mutluluk, sevinçler kocaman olur ortak bulunca. Üzüntü ve sıkıntılar ise yüreğimize, içimize zehir gibi yayılacağına azalır paylaşınca va bu hafiflikle mücadele gücümüzü de kazanırız.

Hiç kimseye dert ve problem dilemiyorum. Herkese istırapsız, en az üzüntü, her şeyden önemlisi de dayanma gücü ve sabır diliyorum. Ve yanı başımızda destek verecek dostlarımız eksik olmasın.

Dertsiz günler dilemek isterim ama bu yaşam da ne mümkün.En azından hepimizin direnme ve
dayanma gücümüze göre taşıyıp direnebileceğimiz kadar ´ Allah dağına göre göre kar verir´ misali olsun en azından..
HAYATIN ANLAMI
Bazen yaşamı anlamsız kılan o kadar çok şeyle karşılaşıyoruz ki. Yaşamayı çok sevmemize rağmen hayata isyan ediyoruz. Bazen sorunlar o kadar insanın üstüne geliyor ki, ufacık sorunları bile kaldıramadığımız zamanlarımız oluyor.
Bazen çevremizdekilerin anlamsız hareketlerine anlam vermeye çalışırken, bizimde anlamsız davrandığımız zamanlarımız olmuyor mu? Bazen hayattaki en sevdigimize bile rest çekip onu kırdığımız zamanlar olur. Sabah ilk kalktığımızda bir sinirle kalkıyorsak, birde moralimiz bozuksa bütün günü aynı sinirlilikle yada aynı moral bozukluğuyla bitiriyoruz. İnsan hergün aynı güleryüzlülükle ve aynı neşe içinde olamıyor ne yazıkki.
 
 Hayat her zaman aynı güzellikte kalmıyor. Aslında hayatın büyük bir bölümünü uğraşarak, birilerine kızarak, durup durup moralimizi bozarak yada moralimizi bozacak birşeyler bularak geçiriyoruz. Bazen ?Aman boşver, hiçbirşey için yada hiç kimse için ağlamaya, sızlamaya değmez? derken, dökülen gözyaşlarına engel olamaz insan. Değmediğini biliriz bilmesine de, neden ağlarız. Neden birileri için emek veririz, zaman harcarız, iyi gününde ve kötü gününde yanında oluruz da, sonuçta elimizde bir hiç kalır. Çok değer verdiğimizi sanıpta, acaba hiç değer veremiyor muyuz sevdiklerimize? Başaramıyor muyuz birilerine sevdiğimizi söylemeyi.
 
İçimizde mi büyütüyoruz sevgilerimizi, dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı, aşklarımızı? Hayatı dolu yaşadığımızı sanıp, hakkını veremiyor muyuz birşeylerin? Çoğumuzun kafasında aynı soru işaretleri vardır. Çevremizde insanlardan kaç kişi hayata olumlu bakmayı başarabiliyor ki. Ve biz hayattan umudunu keşmiş, yaşamaktan bıkmış, hayattan hiçbir umudu kalmamış bu insanların içinde hayata ne kadar umutla bakabileceğiz. Hayata her zaman mutlu bakmaya çalışsakta her anımızın mutlu olmayacağını biliyoruz. Yinede umudumuzu kesmemeliyiz hayattan. Hayatın adil olmadığını bilerek, hiçbirşeyin tozpembe olmadığını bilerek, mutluluktan çok acıyı daha fazla çekeceğimizi bilerek yaşamalıyız.
 
Galiba en iyisi hayatı anlamaya çalışmadan, kafamızdaki soru işaretlerini bir kenara bırakıp, anlık yaşamak. O zaman yaşadığımız anın tadını çıkartıp, hayatın iyi taraflarının yanınında sorunların tuzu biberi olduğunun bilincinde yaşamak ama, inadına yaşamak... İnadına hala mutlu olacağımızın, hala herşeyin güzel olacağının umuduyla yaşamak...
Kaynak:Anonim
 
KENDİMİZİ MUTLU EDELİM
Caroline, mutlu bir kadın değildi. Kendini, şartların kurbanı olarak görürdü. Mutsuzluğunun  kabahatini uzun bir dış etkenler listesine bağlardı (diğer insanlar, ekonomi, hava durumu, hükümet, patron...). Fakat bedbahttığının arkasında yatan öncelikli nedenin kendi duyguları olduğunu bilmiyordu.

Mutsuzluğu, dış etkenlere bağlamak çok yaygın bir eğilim olsa da en önemli psikolojik hatalardan biridir. İnsanlar, "Sözleriyle beni çok üzdü", "Yaptığı yorumlar beni incitti" gibi ifadeler kullanırlar, Gerçekte ise, ne sözler, ne yorumlar nede durumlar incinmeye ya da üzülmeye neden olur. İnsanlar, olaylar veya durumlar üzerinden kendilerim´ üzerler. Eskilerin dediği gibi; "Sopalar ve taşlar kemiklerimi kırabilir, ama kelimeler canımı asla yakamaz." Bu düşünceleri çocuklar gibi ağzımızda gevelememize rağmen yetişkinler gibi ciddiye almıyoruz. Eğer yapsaydık, şöyle söyleyecektik;

"Onun sözleri yüzünden kendimi boş yere üzdüm." Psikolojik versiyonu ise, "Sözleriyle beni çok üzdü!". "Beni terslediğinde kendimi kötü hissettim" demek yerine " Yaptığı yorumlar nedeniyle kendimi yok yere üzdüm" demeliyiz. 
- Bedbahtlığınızın nedeni olarak dış kaynakları gördüğümüz sürece, bu konuda hiçbir şey yapamayız. Fakat, bize olan şeyler yüzünden kendimizi üzdüğümüzü anlarsak, onları değiştirmeye çalışabiliriz.
Örneğin, genç bir adam, kız arkadaşı başka erkeklerle flört etmeyi bırakmadığı için son derece acı içindeydi. "Davranışları beni gerçekten üzüyor" dedi. Biz, "hayır, onun davranışları yüzünden sen kendini üzüyorsun" diye cevap verdik. Ve daha sonra "Kendini bu kadar çok derinden üzmeyi nasıl başarıyorsun?" diye sorduk Gerçeğin parçalarım bir araya getirmek çok uzun sürmedi, çünkü bir dizi yanlış düşünceleri ve akıl dışı iç konuşmaları birbirlerine bağlayarak yapıyordu. Daha sonra onu, kız arkadaşının gayret eksikliğinden oluşan mutsuzluğunu durdurmanın yolunu gösterebildik.
 
-          Olaylar hakkındaki düşünme biçimimiz, nasıl hissettiğimiz! belirler. Kontrol edilmek yerine, kontrolü elimize alabiliriz.

Eşinizin ailesi sizi üzdüğü ,ya da biri sizi incittiğinde, kendinizi mutsuz hissedersiniz. İlk önce bu mutsuzluğu nasıl oluşturduğunuzu keşfedin. Kendinize ne söylüyorsunuz? Sonra, onun hakkında bir şey yapmaya karar verebilirsiniz. Yanlış yargılardan kurtulabilir ve kendinizi mutsuz etmek yerine  olaylara esnek bakabilirsiniz..HAYAT biz güzel bakabilirsek güzel olur..
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
Reklam
 
 
 
 
Bugün 3 ziyaretçi (14 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=